İnsanlar hergün sağlığı ile alakalı sorunlarını çözmek veya sorunları ile alakalı bilgi almak için Google da milyonlarca arama yapıyor ve bilgi edinmeye çalışıyorlar . Burada asıl sorular;
-Ulaşılan kaynak ve edinilen bilgi ne kadar güvenli?
-Her konu ile alakalı binlerce farklı yorum var, kafa karışıklığı nasıl giderilecek?
-Kaynak ve yazar bilimsel olarak yetkinliğe sahipmi?

İşte Süper Doktor sağlık platformu Kamuyu doğru bilgilendirme ve doğru yönlendirme adına makale ve video sayfasındaki tüm içeriklerin direk sağlık profesyoneli olduğu bilinen yazarların ağzından sizlere ulaştırır. Mobil uygulamamızdaki tüm içerik ve videolar web sayfasında da sizlerin doğru bilgilenmesi adına eklenmiştir . Gönül rahatlığı ile istediğiniz konularda arama yapabilir ve güvenle makale ve videolardan doğru bilgiye ulaşabilirsiniz. Çünkü sağlığınız değerlidir.

Otizmli Çocuklar Yeni Normale Nasıl Hazırlanmalı?
1 18 135

Otizmli Çocuklar Yeni Normale Nasıl Hazırlanmalı?

Tüm dünyayı etkisi altına alan koronavirüs salgını kişilerin gündelik yaşamında köklü değişiklikler yapmasını zorunlu kıldı. “Yeni normal” olarak adlandırılan bu değişiklikler ülkemizde de kademeli olarak uygulanmaya başlandı. Haziran ayı ile birlikte kendisini iyiden iyiye hissettirecek olan bu “yeni normal”, toplumun tüm kesimleri gibi başta otizm olmak üzere gelişimsel sorunları olan çocukları da etkileyecek. Onların bu süreci daha rahat atlatabilmelerini sağlamak içinse özellikle ebeveynlere büyük iş düşüyor. Çocuğu bu yeni yaşam pratiklerine hazırlamak için evde sürdürülecek hazırlık aşamaları mutlaka zor, karmaşık, yorucu olacak ve ek yükler getirecektir. Ancak takdir edilmeye değer bu çaba uzun vadede ebeveynlerin işlerini kolaylaştıracak, çocuğun da duruma alışmasını sağlayacaktır.   Çocuğunuzla konuşunÇocuğun yaşanılan salgın süreci ile ilgili ne bildiğini anlamak, atılması gereken adımların başında geliyor. Ayrıca bu olağanüstü durumla ilgili düşüncelerinin yanı sıra yeni dönemde uyulması gereken kurallarla ilgili ne kadar bilgiye sahip olduğu da öğrenilmelidir. Çocukla yeni dönemde uyulması gereken kuralları konuşurken oldukça basit bir dil kullanılmalıdır. Çocuğun dil becerileri, zihinsel düzeyi ve sosyal duygusal gelişimi dikkate alınarak günlük rutinlerde oluşan ve oluşacak değişimler açıklanabilir. Sosyal mesafenin ne olduğu, maske kullanımı ve gerekliliği, el hijyeninin önemi gibi konular çocuğun kafasını karıştırmadan, olabildiğince somut şekilde anlatılmalı ve gösterilmelidir. Görsel destek ve hikaye kullanımı bu süreçte yardımcı unsurlar olarak kullanılabilir. Örneğin, çocuğun kendi fotoğraflarını kullanarak bu süreçte uyması gereken kuralları ve yapması gerekenleri gösteren bir çizelge hazırlayabilir veya çocuk sembolik oyun aşamasında ise onunla “doktorculuk” oynayabilir, yeni normalin kurallarını oyunun içinde çocuğa farklı roller vererek deneyimlemesini sağlayabilirsiniz. Böylece çocuğunuz pratik yapmış olacaktır. Evde yapılacak pratiklerin, çocuğun bu davranışları kazanmasının en etkili yolu olduğunun yeri gelmişken altını çizelim.Çocuk sizi izler! Siz sakin kalınBazı kısıtlama ve düzenlemeler eşliğinde, kısmen normal hayata dönülecek olan bu dönemde, okulların açılması gibi durumlar yeni bilinmezlikler yarattığı için ebeveynlerde de çocukları ile ilgili ekstra kaygı ve strese yol açabilir. Bu durumu çocuğa yansıtmaktan kesinlikle kaçınmak gerekir. Çocuğa evden dışarı çıkarken uyulması gereken kuralları anlatırken ve pratik yaparken son derece sakin ve rahat görünmek önemlidir. Kendi duygu durumunuzu iyi yönetebilmek çocuğun da sakin kalmasını sağlayacaktır.Maske, sosyal mesafe ve hijyen: Yeni normalin vazgeçilmezleriKoronavirüsten korunma ve bu öldürücü virüsün yayılmasını engellemekle ilgili bilim insanları pek çok noktaya parmak basıyor. Maske takmak, sosyal mesafe ve hijyen, bilim insanlarının ortaklaştığı üç nokta olarak ön plana çıkıyor. Zaten “yeni normal” de bu üç önlemin üzerine inşa ediliyor. Bu noktada, özel gereksinimli çocuklar, özellikle maske kullanımı konusunda sıkıntı yaşayabilir. Özel gereksinimli çocuğu maske takmaya ikna etmekMaske takmaya alışmak yetişkinler için bile zorlu bir süreç. Hal böyle olunca, özel gereksinimli çocukların bu yeni duruma alışması da zor olabilir. Bu süreçte ebeveynler çocuğa karşı açık olmalıdır. Çocuğa anlayabileceği bir dilde yaşanılan durum anlatılmalı, alınan tedbirlerin doğal olduğu vurgulanmalı ve maske takmanın yararları üzerinde durulmalıdır. “Maske takmamızı doktor söyledi” cümlesi yerine “maske bizi mikroplardan koruyacak, tıpkı ayakkabıların ayağımızı taşlardan koruduğu gibi” örneklerle durumu somutlaştırmak da işe yarayacaktır.Maske yüzü örttüğü için çocuk için ilk anda korkutucu olabilir. Bu korkunun önüne geçebilmek için sabırlı olmak ve evde sık sık maske takma pratikleri yapmak çok ama çok işe yarayacaktır.Küçük yaştaki çocuklar için de maskeyi “ce ee” oyununa uyarlayarak pratik yapabilir ve benzeri oyunlarla maskeyi sevimli hale getirebilirsiniz.Hassasiyetlere özen gösterinÖzel gereksinimli bir çocuk, sahip olduğu duyusal hassasiyetler nedeniyle maske takmak istemeyebilir. Bu noktada ebeveyne düşen en büyük görev, bu hassasiyetin nedenini anlamaktır. Örneğin; bazı özel gereksinimli çocuklar için koku büyük bir problemdir. Koku hassasiyeti olan çocuklar maske taktıklarında kaçındıkları bir duyusal uyaran durumu ile karşılaşır. Maske takınca maskenin iç kısmında ağız kokuları birikebilir ve oluşacak yoğun ağız kokusuna karşı tolerasyonları oldukça düşebilir. Bunu önlemek için maske takmadan önce çocuğun dişlerini fırçalamasını sağlayarak oluşması muhtemel ağız kokusu azaltılabilir.Maskenin dokusuna dikkatMaskelerde kullanılan kumaşın cinsi veya dokusu çocukları rahatsız edecek bir yapıda olabilir. Bu durumu, çocuğun giydiği kıyafetler konusunda seçici olması, dokulara karşı hassasiyet taşıması, örneğin kıyafetlerin arkasındaki etiketleri istememesi gibi bir durum olarak değerlendirebiliriz. Burada yapılması gereken, kullanılacak olan maskenin çocuğu rahatsız etmeyecek bir yapıya sahip olduğundan emin olmaktır. Bunu sağlamak için gerekirse maske evde de dikilebilir.Maskeyi birlikte yapın!Maskeyi çocukla birlikte yapmak, onu bu yeni aksesuarı kullanmaya ikna etmenin keyifli bir yolu olabilir. Çocuğu becerilerinin el verdiği ölçüde maske üretim sürecine dahil edebilirsiniz. Daha sonra, maskeyi boyamasına, renklendirmesine izin vererek süreci daha da keyifli hale getirebilirsiniz.Çocuğun maske ile duygusal bir bağ kurması da bu yeni aksesuarı rahat kullanmasını sağlayabilir ve maskenin negatif imajını olumlu yöne çevirebilir. Örneğin, çocukların büyük bir kısmı için maske, süper kahramanlar tarafından kullanılan bir aksesuardır. Çocuklar, sevdikleri bir çizgi kahramandan izler taşıyan maskeyi daha rahat kullanacaktır.   Maske takmaya zorlamayın, sabırlı olunÖzel gereksinimli çocukları maske takmaya zorlamak, özellikle otizm tanısı almış çocuklarda travmatik sonuçlara yol açabilir. Bu nedenle, çocuğu maske takmaya zorlamak yerine onunla sakince neden maske takması gerektiği hakkında konuşun. Ayrıca farklı maskeleri denemesine imkan tanıyın ve yüzüne takacağı bu yeni örtüye alışması için biraz zaman verin. Bu süreçte sakin ve sabırlı davranmanın çocuğu çok rahatlatacağını aklınızdan çıkarmayın. Sosyal mesafeye ayak uydurmakKoronavirüs önlemleri çerçevesinde en çok altı çizilen kavramlardan biri olan sosyal mesafe, özel gereksinimli çocukların en çok zorlanacağı konulardan biri olarak görünüyor. Sosyal mesafe gereğini çocuklara aktarmada iş yine ebeveynlere düşüyor.Sosyal mesafenin ne demek olduğunu çocuğa anlatmak, ne yazık ki tek başına yeterli olmayacaktır. Bu nedenle bu kavramı ilk olarak evde, uygulamalı olarak çocuğa göstermek gerekir. Anne, baba, çocuk, varsa kardeş, uygulamalı olarak bu sürece katılabilir ve bu yolla sosyal mesafe kavramı çocuğa anlatılabilir. Yine çocukların seveceği şekilde hazırlanmış şema, maket ve posterler yoluyla da sosyal mesafe anlatılabilir.Ne kadar detaylı anlatılırsa anlatılsın yine de çocukların dışarı çıktıklarında sosyal mesafeye dayalı problemler yaşayacağı öngörülebilir. Bu dönemde mümkün olduğunca çocuğun yanında bulunmak ve sosyal mesafeyi ayarlamasına yardımcı olmak ebeveynlere düşen kritik görevler arasındadır.Temizlik ve hijyen konusuÖzel gereksinimli çocuklar, yeni dönemin önemli başlıklarından biri olan hijyen konusunda da desteklenmelidir. Bu süreçte el yıkama gereği ve şekli ile ilgili pek çok şey anlatıldı. Ancak şimdi daha sık dışarı çıkacaklar ve belki de bu süreçte henüz tanışmadıkları dezenfektanlarla tanışacaklar. Dezenfektan kullanımına onun ne olduğunu anlatarak başlamak ve ilk olarak evde kullanmak doğru olacaktır. Bu malzemeler çocuklarda duyusal hassasiyetleri veya farklı alerjik durumları tetikleyebilir. Bu nedenle ebeveynler çok dikkatli olmalı, gerekirse doğru ürünü bulana kadar farklı markaları denemelidir. Yine antibakteriyel özellikli ıslak mendil gibi ürünler de bu dönemde hijyen amaçlı kullanılabilir. Çocuğa mümkün olduğunca az yüzeyle temas etmesi gerektiğini anlatmanın da çok önemli olduğunu yeri gelmişken belirtelim.  Her zaman yanında olunSon olarak, olağandışı durum ve süreçlerin özel gereksinimli çocukları çok daha fazla etkilediğini sakın unutmayın. Çocuk bu salgın döneminde, başta TV olmak üzere çeşitli kaynaklardan farklı bilgiler edinmiş ve bu bilgiler onu endişelendirmiş olabilir. Bu nedenle, çocuğun her zaman izlenmesi, kaygı durumunun takip edilmesi ve sakin kalmasının sağlanması çok önemlidir. Koşullar ne olursa olsun çocuğunuzla her zaman iletişimde kalın, ona yanında olduğunuzu hissettirin. Unutmayın; güven duygusu çocuğunuzun bu zor günleri anlatmada en büyük yardımcısı olacaktır. 30/05/2020 20:38

Özel Eğitim Uzmanı Fatma Betül Kurban

PRP NEDİR?
0 22 96

PRP NEDİR?

PRP nedir? PRP, “Platelet Rich Plasma-platelet yönünden zengin- leştirilmiş plazma uygulaması” adı verilen tedavi yön- teminin kısaltılmış ismidir.Bu uygu- lama bir kişiden alı- nan küçük miktardaki kanın özel bir tüpe konularak santrfüj işlemine tabi tu- tulduktan sonra bileşenlerine ayrılması ve elde edilen az miktardaki “ platelet yönünden zengin- leştirilmiş plazma” nın (PRP) yine aynı kişiye en- jeksiyon yoluyla geri verilmesini temel alır. Saçdökülmesi tedavisinde kullanılır. Saçlı deride PRP uygulaması güçsüz, kırılmış, hasarlı saçları ve saç üretimi yeteneği durmuş olan saç kök- lerini uyararak,saç dökülmesini durdurur. Saçların daha parlak, canlı görülmesini sağlar Cilt gençleştirici olarak kullanılır. Zaman içerisinde cildimizde bazı dokularun kaybına ve cilde sıkılığını veren kollajen maddesinin azal- masına bağlı çökmeler,sarkmalar,kırışıklıklar or- taya çıkar. PRP uygulanan bölgede salgılanan büyüme faktörleri sayesinde iyileşme görülür.Kollajenin yeniden yapılanmasına ve üretiminin artmasına bağlı ciltde elastikiyet artar,cilt sarkmaları ve kırışıklıklar azalır. Cilt lekelerinde kullanılır. PRP ile cilde verilen pıhtı hücrelerinin salgıladığı büyüme faktörleri ile ciltde renk oluşumunu sağlayan melanin hücrelerinin çalışma sistemi normal sınırlarda tutularak cilt lekelerinin tedavisi sağlanır Akne izi,skar ve çatlak tedavisinde kullanılır. Ciltde herhengi bir nedene bağlı olarak ortaya çıkmış çatlaklar,izler,sivilce izleri,skar gibi lezy- onların etrafında yara iyileştirici mekanizma ile çalışan pıhtı hücreleri,salgıladığı büyüme faktör- leri ile lezyonlarda iyileşme ,görünümlerinde azalma ve küçülme sağlamaktadır. Etkinin tam olarak sağlanması için kaç uygulama yapmak gerekir? Tam etki toplam 3 veya 4 uygulamadan, yani bir kür tamamladıktan sonra kalıcı bir ışıltı, bir toparlanma şeklinde ortaya çıkacaktır.  22/05/2020 19:52

Uzm.Dr. Kenan Turhan

Çocuklarda Üriner Sistem Enfeksiyonları Risk Faktörleri
0 17 59

Çocuklarda Üriner Sistem Enfeksiyonları Risk Faktörleri

••HANGİ ÇOCUKLAR BAKTERİÜRİ YA DA SEMPTOMATİK İDRAR YOLU ENFEKSİYONU (İYE) AÇISINDAN ARTMIŞ RİSK ALTINDADIR. (ÇOCUKLARDA TEKRARLAYAN İDRAR YOLU ENFEKSİYONU RİSK FAKTÖRLERİ) İdrar yolları enfeksiyonları çocukluk çağında, üst solunum yolu enfeksiyonlarından sonra en sık görülen sağlık problemidir. Her iki cinste ve her yaş grubu çocukta sıklıkla rastlanabilen bu şikayetler, zamanında belirlenip gerekli tedavi yapılmadığı takdirde; böbrek yetmezliğinden hipertansiyona, kansızlıktan büyüme geriliğine kadar pek çok kalıcı hasara neden olabilir. Üriner sistem enfeksiyonu böbrekler ve mesanenin iltihabıdır. Mesanenin iltihabına “sistit”, böbreklerin iltihabına ise “pyelonefrit” denir. Pyelonefrit sistitten daha az görülmesine rağmen daha fazla zarar vericidir. Sıklıkla üretra (idrarın dışarı atıldığı kanal) dışındaki ciltten bakterilerin mesaneye ulaşması ile oluşur. İdrar yolu iltihabını tedavi etmek, böbrekleri korumak açısından önemlidir.•• Çocukta Tekrarlayan Üriner Sistem Enfeksiyonları İçin Risk Faktörleri:A-Yoğun bakım ünitesinden taburcu olmuş prematürelerB-Çocuklarda;·          İmmün yetmezlik ya da altta yatan sistemik hastalık (diabetes mellitus gibi) varlığı·          İdrar yolu anomalisi ( fimozis, hipospadyas,  epispadyas, UPJ-üretero -pelvik junction da darlık,üretero vezikal darlık,mesane divertikülü, PUV-posterior üretral valv)·         Böbrek taşı·         Nörojenik mesanesi ya da işeme disfonksiyonu olan çocuklar- opere edilmiş meningosel veya meningomylosel’li çocuklar,  Spina bifida occultası olan çocuklarda norojenik mesane için artmış risk vardır.·         Kronik ağır kabızlığı olan çocuklar·         Ailede idrar yolu enfeksiyonu ( İYE, genetik eğilim) , böbrek anamolisi ( at nalı böbrek gibi) ya da reflü öyküsü olmasıC- 5 Yaşından küçük ve okul çağı kız çocuklarıD) 1 yaşından küçük erkek çocukE)Yabancı cisimler, mesaneye, üreterlere yerleştirilen kateterlerF)Banyo KöpükleriG) Okul çocuklarında sık görülen idrarı eve saklama eylemi 21/05/2020 20:11

Uzm.Dr. Faruk Akçay

Çocuklarda Çölyak Hastalığı
2 19 108

Çocuklarda Çölyak Hastalığı

Çölyak  Hastalığı   Çölyak hastalığı; Buğday, arpa, çavdar ve yulafta bulunan GLUTEN isimli alerjene karşı ince barsakların başlangıç kısmının geliştirdiği aşırı duyarlılık sonucu hastalık gelişmektedir. Hastalık genellikle çocukluk çağında belirti vermekle birlikte bazen de erişkin çağda da belirti verebilmektedir.  Çölyak hastalığı proksimal ince barsağı tutan bir hastalık olması yanında bazı kişilerde tüm barsağı tutabilmektedir.İnce barsağın proksimal tutulumu; sıklıkla demir, folik asit, kalsiyum ,yağda eriyen vitamin emilimi bozulacağı için demir eksikliği anemisi,folat eksikliği ve azalmış kemik mineral dansitesi ile sonuçlanacaktır.İshal semptomatik çölyak hastalığının en belirgin özelliklerinden olup çoğunlukla hastalığın distal ince barsağı tutması nedeniyledir. Yalnız proksimal ince barsak tutulumunda hastalarda genellikle ishal yakınması olmaz. Çünkü distal ince barsakta yağ ve karbonhidrat sindirm ürünleri emilerek kompansasyon sağlanabilmektedir. Çölyak hastalığı özellikle çocukluk çağı kronik ishal nedenleri arasında ilk sıralarda yer almaktadır. Çölyaklı hastaların en sık başvuru semptomu(çocukluk çağında) ishal(uzamış,kronik)sonra sıklık sırasına göre büyüme gelişme geriliği,boy kısalığı ve karın ağrısıdır.    Çocuk beslenmesinde yaşamın ilk 6 ayında sadece anne sütü ile beslendikten sonra ek gıdalarla bebeğin tanışma dönemini takiben belirti vermeye başlayan Çölyak hastalığı yaşam boyu devam eden tek gıda alerjisidir. Çölyak artık hastalık değil bir yaşam biçimidir.  Diyete uymak koşulu ile çölyak hastalığında kişi normal yaşamını sürebilir. Ancak çölyak hastalığının üstesinden  hayat boyu diyete uymakla  gelinebilir.(Bu metabolik hastalıklar için şanstır). Gluten hassasiyeti olan bebek  ilk 6 ay yalnız anne sütü almayıp gluten içeren mamalardan kullanırsa şikayetler daha erken(6. Aydan önce) başlayabilir.Bu nokta da unutulmamalıdır.Çölyak;  Genetik, çevresel ve vücudun savunma mekanizmasının her üçünün de rol aldığı bir dizi olaylar zinciri sonucu gelişiyor. Hastalığın görülüş sıklığı 1/200 olarak tahmin edilmektedirHastalığın belirtileri; Belirti verdiği yaşa göre değişebiliyor. Bazen de hiç belirti vermeden sinsi şekilde seyir gösterip tesadüfen ortaya tarama sonucunda çıkabiliyor. Ek gıdaların başlanması sırasında sindirim sisteminin unlu gıdalar (GLUTEN bulunan gıdalar) ile tanışmadan bir süre sonra; Kilo alımında yavaşlama, gece huzursuzluğu, kusma atakları, iki haftayı geçen ishal ( şekilsiz, yağlı pis kokulu dışkı yapma bazen bir kez fazla miktarda bazen de sayısız olabilir), tedavi ile iyileşmeyen demir eksikliği anemisi, raşitizm, karında şişlik gibi belirtiler süt çocukluğu döneminde görülüyor. Oyun çocukluğu ve okul döneminde anemi, halsizlik, yorgunluk, okul başarısında azalma, zaman- zaman karın ağrıları ve eklem ağrıları, ağızda iyileşmeyen yaralar, saç dökülmesi, karaciğer enzimlerinde yükseklik, kemik erimesi şeklinde belirti verebiliyor. Bu dönemde ishal karında şişlik ve kusma daha az görülüyor. Daha sonra adet görmede gecikme, ergenliğe geç girme, bazen de kabızlık gibi belirtilerde verebiliyor.  Özellikle geç çocukluk döneminde barsak dışı yakınmalar belirgin olarak artmaktadır. Kısa boy en sık görülen barsak dışı bulgulardan birisidir.Hastalık bazen; Romatizmal hastalıklar, şeker hastalığı, down sendromu, bazı cilt hastalıkları ( saç dökülmesi, dematitis herpetiformis, siğil vitiligo vb ), epilepsi, otizm, kistik fibrosiz (ter bezlerinin-dış salgı bezlerinin hastalığı) ile beraber bulunabiliyor. Dolayısı ile bu gibi yakınmaları olan hastaların çölyak açısından tetkik edilmeleri gerekiyor. Klinik bulgular-Klasik tip: 2 yaşından önce başlar. Glüten içeren yiyeceklerin diyete eklenmesi ile birlikte kusma, yağlı ishal, tartı alamama ve karın şişliği gibi bulgular ile hastalık kendini ortaya koyar.Hastanın yaşı ilerleyince karın şişliği ve yağlı dışkılama artar. Anemi ve davranış bozuklukları (huzursuzluk, huysuzluk, otizm, hiperaktivite vb) sıktır.-Geç tip: 2-8 yaşları arasında bulgu verir. Gelişme geriliği ile ortaya çıkar. Karın şişliği ve ishal belirgin değildir. Ayrıca aşağıda belirtilen semptom ve bulgulardan bir ya da birkaçı bulunabilir. Bulguların geç ortaya çıkması muhtemelen anne sütünün alınma süresi ile ilişkilidir.-Atipik formalar: Çölyak hastalığı klasik bulgular (ishal, karın şişliği) olmadan da semptom verebilir . Bu semptomlar ileri yaşlarda da ortaya çıkabilir.-Sessiz formlar: Serolojik testleri müsbet olan fakat herhangi bir semptomu olmayan ve hatta biyopsi bulguları normaldir. Bu kişiler olan kişiler uzun süre izlenmelidirler. Bu hastalar hayatın her hangi bir döneminde semptom verebilirler. Doğal gıdalarla beslenen kişilerde bu olasılık düşüktür. Bu hastalık formunun bazı topluluklarda sıklığı ise 1: 30 gibi çok yüksektirAşağıdaki durumlardan herhangi birinin görülmesi ve nedeninin açıklanamaması halinde anti-doku transglütaminazı (tTG) IgA ve/veya antiendomizyum (EMA) IgA bakılmalıdır. Eğer IgA eksikliği eşlik ediyorsa anti-doku transglütaminaz IgG ve antiendomisyum (EMA) IgG bakılmalıdır. Çünkü bu durumda IgA ya bağlı antikorlarda yanlış negatiflik olabilir  -Mine hipoplazisi: Diş minesi yeteri kadar gelişememiştir.-Boy kısalığı: büyüme hormonu tedavisine cevap vermez. IGF-1 düşüktür. Nedeni bilinmeyen bütün boy kısalığı olguları çölyak hastalığı açısından taranmalıdır. Endokrin polikliniklerine boy kısalığı nedeni ile müracaat edenlerin neredeyse yüzde 10-15’inde çölyak hastalığı tespit ediliyor.-Nedeni belli olmayan nörolojik bozukluklar (ataksi, periferik mononörit, miyopati, miyelopati)-Davranış bozuklukları ve depresyon: Çölyakda depresyon, otizm ve hiperaktivite gibi nöropsikiatrik davranış bozuklukları sıklıkla görülür. Otistik çocukların önemli bir bölümü glütensiz diyete olumlu cevap verir. İntihar eğilimi artmıştır. Bu bulguların oluşumunda glüten kadar vitamin (folik asit, B12 vit), mineral (demir) ve esansiyel yağ asidi (omega-3) eksikliklerinin de rolü vardır. Bu bozukluklar tedavi ile düzelir.-Nedeni belli olmayan eklem iltihapları (artrit) ve eklem ağrıları (atralji)-Demir tedavisine cevap vermeyen anemi (kansızlık)-Tekrarlayan ağız yaraları (aftöz stomatit)-Dermatitis herpetiformis (DH) çölyak hastalığın bir varyantı olarak kabul edilir. DH simetrik, kaşıntılı derialtı kabarcıkları (IgA birikimine bağlı subepidermal veziküller) ile karakterizedir. Glütensiz diyet ile düzelir.En sık görülen ekstraintestinal(barsak dışı) bulgudur.-IgA nefropatisi (böbrek hastalığı)-İntestinal lenfoma, esofagus kanseri ve farenks kanseri normal popülasyondan iki kat daha sıktır.-Nedeni bilinmeyen kısırlık-Hepatit B aşısına tam yanıtsızlık gösteren kişiler Rekombinant DNA teknolojisi ile üretilen standart üç doz aşı uygulaması ile koruyucu antikor düzeyi sağlıklı erişkinlerin % 90’ında, sağlıklı çocukların ise % 95’inden fazlasında sağlanmaktadır . Bununla beraber aşılanmış bireylerin % 4-10’u 10 mIU/mL’nin üzerinde koruyucu antikor üretememektedir. Aşıya yanıtı olmayan olgulara uygulanan dördüncü doz ek aşıdan sonra anti- HBs düzeyinin hala 10 mIU/L’nin altında olması aşıya tam yanıtsızlık olarak tanımlanırHastalığın belirtileri ve uzun süre teşhis yapılamamışsa ,diyete uyulmazsa hastalığın tehlikeleri; -İshal/kabızlık- Kusma- Iştahsızlık- Karın ağrısı- Migren- Boy kısalığı- Kilo kaybı / kilo alma- Kansızlık(özellikle tedaviye dirençli demir eksikliği veya demir eksikliği anemisinin tedavi sonrası tekrar tekrar gelişmesi)- Bulantı- Kötü kokulu, açık renkli, yağlı Dışkı- Mide, bağırsak ve yemek borusunda tümör- Ödem- Dermatitis herpetiformis-Siğil-Vitiligo- Deri kuruluğu- Kemik zayıflığı, kemik yoğunluğunun azalması- Diş mine defektleri, çürükler- Tekrarlayan Ağızda yaralar- Parmakların çomaklaşması- Dilin üzerinin düzleşmesi-Çatlamış dil,coğrafik dil- Uzun kirpikler- Dişlerin oluşumunun ve motor gelişimin geri kalması- Karaciğer rahatsızlıkları- Kemik ağrısı- Adale krampları- Karın şişliği- Romatizma- Artrit- Tetani (diz ve dirsek eklemlerinin ani burkulması)- Bacaklarda uyuşma, karıncalanma--Myopati (kas erimesi)- Hipokalsemi (kalsiyum eksikliği)- Epilepsi- Çarpıntı- Gece körlüğü- İştah azalması- Öğrenme, konsantrasyon, mizaç değişikliği, hafıza zayıflığı, huzursuzluk, isteksizlik problemleri- Kronik yorgunluk- Depresyon- Anksiyete- Sinir sistemi rahatsızlıkları (zor yürüme, sinirlilik, tırnak yeme, vs)- Adet düzensizliği (genç bir kızın adet görememesi)- İnfertilite (Kısırlık) ve düşük- Otoimmün Hastalıklar(Hashimato tiroiditi,Tip1 diyabetes mellitüs)-B12,folik asit,A,D,E,K vitamin eksiklikleri Çölyak Hastalığı ile Kesin İlgili Hastalıklar-Dermatitis herpatiformis-IgA eksikliği-Tip1 Diyabetes mellitüs-Puperta gecikmesi-Otoimmün tiroid hastalıkları(Hashimoto hastalığı)-Romatoid artrit(RA)-Down sendromu-IgA nefropatisi Çölyak hastalığı ile bulunması olası hastalıklar-Konjenital kalp hastalığı,perikardit-Kistik fibroizis-Sarkoidoz-Primer bilyer siroz(PBS)-Addison hastalığı-İrritabl barsak hastalığı(İBH)-SLE-Myestenia Gravis-Pulmoner hemosiderozis-Gastroosafagiel reflü-Turner sendromu   Çölyak hastalığı olanların yüzde 10 kadarında; anne, baba, kardeş veya çocuklarında da aynı hastalık görülebilir. Gebelik döneminde kansızlığı belirgin ölçüde şiddetlenen kadınların çölyak hastalığı yönünden araştırılması gerekir. Teşhiste kullanılan testler  Çölyak hastalık teşhisinde D-ksiloz yükleme testi, serum B12 düzeyleri ve eritrosit folat düzeyleri gibi malabsorpsiyon testleri ne duyarlı ne de özgündür; immünglobulin testleri ise oldukça duyarlı ve özgündür . Başlıca kan testleri; 1. Antigliadin (AGA) IgG2.Antigliadin (AGA) IgA 3.Antiendomizyum (EMA) IgAdır. Diğeri Antiendomisyum (EMA) IgGdir4.Anti-doku transglütaminazı (tTG) IgA ,Anti-doku transglütaminazı (tTG) IgGEMA IgA ve tTG IgA teşhiste antigliadin antikorlardan (IgA ve IgG) daha önemlidir. Zaten günümüzde antigliadin antikor testlerinin yapılması artık pek önerilmemektedir.Bu testler içinde en duyarlı ve özgün olan test anti-doku transglütaminaz IgA (tTG) ‘dır. İnsan tipi tTG IgA kitleri ile yapılan testlerin duyarlılık ve özgünlükleri ise daha da yüksektir.Antiendomizyum (EMA) IgA’nın özgünlüğü tTG IgA gibi yüksek olsa da duyarlılığı onun kadar yüksek değildir. Yani EMA IgA düzeyi yüksek olan bir hastanın çölyak hastalık olma olasılığı çok yüksektir. Ama her çölyak hastayı saptayabilme gücü tTG IgA düzeyleri kadar yüksek değildir.Testleri değerlendirirken hastanın total immün globulin A (IgA) düzeyleri kesin bilinmelidir. Eğer total IgA düşük ise (ki en sık görülen primer-konjenital bağışıklık yetersizliğidir), çölyak hastalığı olsa bile Antigliadin IgA ve Antiendomizyum (EMA) IgA düşük çıkacaktır. Bu durumda antiendomisyum IgG ve anti-doku transglütaminaz IgG bakılmalıdır.  Tanı1.Serolojik testlerin (tTG IgA, EMA IgA) müspetliği,IgA eksikliği varsa tTG IgG, EMA IgG müspetliği2. Vilüs atrofisi(üst gastrointestinal endoskopi ve biyopsi sonucuna göre)3. Glutensiz diyet ile 6 ayda histolojik bulguların ve kan testlerin negatifleşmesi4. Glüten yüklendiğinde bulguların tekrar ortaya çıkması: Glüten yüklemesi hızlı büyüme evrelerinde (6 yaştan önce ve ergenlik dönemleri) yapılmamalıdır. Histoloji: Hiçbir biyopsi bulgusu çölyak hastalığı için spesifik değildir .Marsh sınıflamasıEvre 0: Kan testleri müspet, histolojik değişiklik yok.Evre I: İntraepitelyal bölgede ve lamina propriada lenfosit (CD4+), plazma hücresi, eozinofil ve parçalı hücre enfiltrasyonu vardır; villuslar normal yapıdadır.Evre II: Kripta ve villüsler arası bölgenin hiperplazisi; villüsler normal yapıdadır.Evre III: Subtotal villüs atrofisi (körelmesi)Evre IV: Total villus atrofis  Villüs atrofisi bulgu görülebilen hastalıklar ;1)İnek sütü alerjisi,2)Gierdiaisis,3-Diğer enteropatiler    Çölyak için en kesin tanı glutensiz diyet ile şikayetlerin ve biyopsi bulguların kaybolmasıdır. Yine glutensiz diyete uymamakla(hastanın tedavi uyumsuzluğu sonucu) şikayetlerin alevlenmesi tanı için çok önemli bir göstergedir. Hastalığın Tedavisi: Hastaya ÖMÜR BOYU glutensiz ( içerisinde gluten  olmayan) diyet uygulanmasıdır.  Yani buğday, arpa, çavdar ve yulafın diyetten çıkarılması ve  yerine mısır, pirinçunu ile yapılmış ekmeklerin verilmesidir. Mercimek unu, kestane unu, nohut unu ve soya unu da hastanın beslenmesinde buğday unu yerine kullanılabilir.Pirinç, mısır, patates ve soya unundan yapılmış ürünler yenilebilir. Meyve, sebze, yumurta ve et ürünlerinin yenmesinde sakınca yoktur.Gluten içermeyen bir diyetin uygulanması normal beslenmeye göre daha pahalı, güç ve sıkıcı olabilir. Bu nedenle kesin tanı konulmadan bu tür bir diyetin uygulanması tavsiye edilmez. Bu hastalarda laktoz eksikliği (laktoz intoleransı) de olabildiğinden başlangıçta süt ve sütlü gıdaların alınmaması önerilir Beslenmede sadece bu gıdaları almak yetmiyor. Gluten birçok gıda maddesinin içerisine koruyucu olarak ta yapımı sırasında girdiği için, içerisinde gluten bulunan her türlü gıda maddelerinin de diyetten çıkartılması gerekiyor. Bu sebepten çölyaklı bir kişi ve yakınları etiket okuma alışkanlığı kazanmalıdır. Tüm hazır gıdaların etiketlerinde GLUTEN içerip içermediği yönünde açık bilgi bulunmalıdır. Bunun yanı sıra gıda işleri ile uğraşanlarda gıdaların hazırlanmasında hangi gıdaların gluten içerdiği ve hangilerinin içermediğini bilmelidirler. Restoranda yemek hazırlayanlar ve servis yapan garsonlarda çölyak hakkında bilgi sahibi olmalı ve servis sırasında hangi gıdaların gluten içerip içermediğini bilmelidirler. Çölyaklı bir kişinin yakınları, arkadaşları, öğretmeni veyabakıcısı da Çölyak hastalığı konusunda bilgilendirilmeli ve çölyaklı bir kişiye diyete uyum konusunda yardımcı olmalıdırlar. Çölyak diyeti ömür boyu sürmelidir. Çölyak hastasının ömrü diyete uymak koşulu normal seyir gösterir. Keşke her hastalık Çölyak gibi olabilse. Ancak diyete uymama veya bir kez diyetin bozulması istenmeyen sonuçlara yol açmaktadır. Bunlar; sindirim sisteminin her hangi bir yerinde yemek borusu mide, ince barsak kanseri gelişebilir. Tiroid ve diğer salgı bezlerinine etkileyip bu sistemlerin hastalığına yol açabilir ve yine en kötüsü çölyak krizi ile hastanın kaybına kadar gidebilir. Bu sebeplerden diyet ömür boyu olmalıdır. Doğal olarak glutensiz gıdalar;-Pirinç-Mısır(bunlardan yapılan unlar)-Pirinç ve mısırdan yapılmış kahvaltılık gevrekler-Patates-Et ve kümes hayvanları-Balık-yumurta-Süt,yoğurt,peynir-Meyve-Fındık,fıstık-Margarin,yağ,tereyağı-Çay,kahve,meyve suları(evde yapılan) Glutensiz alternatifler-Glutensiz;ekmek,un,makarna(normalde ekmeklerin çoğunda,makarnada gluten mevcuttur)-Glutensiz bisküvi ve krakerler Kontrol edilmesi gereken gıdalar-Hazır patetes püresi,patetesli gofretler-Köfteler,burgerler ve işlenmiş etler(taze kesilmiş, işlenmemiş kırmızı ette gluten yoktur)-Soslu balık,işlenmiş peynir-Kuru kavrulmuş/kaplı fındık fıstıklar-İç yağı-Hazır yemekler,işlenmiş gıdalar-İlaçlar-Bitkisel çaylar,gazlı içecekler,milk shake(soğuk süt, dondurma, çeşitli meyveler ve şurupların blenderde karıştırılması ile hazırlanan besleyici içecekler) Sakınılması Gereken Gıdalar-Buğday,arpa,çavdar ,yulaf ve bunlardan yapılan unlar-Buğday,arpa,çavdar ve yulaftan yapılmış ekmek,kek,bisküvi ve kahvaltılık gevrekler-Makarna ve irmik-Etli börekler,sosis-Balık köfteleri-Una veya galeta ununa bulanmış balık-Yumurtalı köfteler-Müslili yoğurt-Mayalı sütlü içecekler-Arpa suyu 21/05/2020 17:30

Uzm.Dr. Faruk Akçay

Çocuklarda CRP Yüksekliği Sebepleri?
0 15 54

Çocuklarda CRP Yüksekliği Sebepleri?

Çocuklarda CRP Yüksekliği NedenleriCRP(C-reaktif protein) nedir? Genellikle iltihabi uklarda CRP reaksiyonlar sonucu kanda yükselmeye başlayan , karaciğer tarafından üretilen ve akut faz reaktanları olarak adlandırılan proteinlerden birisidir. Akut faz reaktanları bu enflamatuar süreçte artış veya azalış gösterebilir. Bunlardan özellikle artış gösterenlerden CRP en sık akut faz reaktanı olarak kullanılır.CRP referans aralığı(normal değer aralığı) nedir?CRP:3mg/l veya 6 mg/l altında olması normal değerde olmasını gösterir. Veya mg/dl olarak belirtirsek 0.3 mg/dl veya 0.6 mg/dl altında olması normal değerlendirilir. Bazı laboratuarlar 3 mg/l (0.3 mg/dl) altını, bazı labaratuvarlar 6 mg/l (0.6 mg/dl) altını normal değer(referans değer) olarak kabul eder.Labaratuvarlar referans aralığı olarak 0-3 mg/l(0-0.3 mg/dl) veya 0-6 mg/l(0-0.6 mg/dl) olarak belirtirler. Bu farklı kit kullanılmasından kaynaklanır. Labaratuvar hatası ile ilgisi yoktur. Yani farklı birim kullanmanın kitle (kullanılan malzeme)ilgisi yoktur. Aynı birimdeki referans değerinin biraz farklı olması farklı laboratuarların kitleri ile ilgilidir.Aynı laboratuarda 3 mg/l altı referans değeri 0.3 mg/dl referans değeri ile aynıdır. Farklı laboratuar için 6 mg/l altı referans değeri 0.6 mg/dl referans değeri ile aynıdır.Akut faz reaktanları nelerdir?Genellikle enfeksiyonlar olmak üzere,doku hasarı,immünolojik tepkimler, enflamatuar süreçler organizmada kısa süre içerisinde ortaya çıkan-saatler ya da günler içerisinde sistemik yanıta yol açar. Bu yanıta genel olarak akut faz yanıtı adı verilir.Bu dönemde plazma düzeyinde artışı ya da azalışı saptanan ve karaciğerde saptanan proteinlere de akut faz proteinleri ya da akut faz reaktanları adı verilir. Doku makrofajlarından salınan sitokinlerin etkisi ile karaciğerde sentezlenirler.Pozitif akut faz reaktanları (artış gösteren akut faz proteinleri)1-C-reaktif protein(CRP),2- Fibrinojen,3- Haptaglobulin,4- Seruloplazmin,5- Alfa 1 antitripsin,6- FerritinNegatif akut faz reaktanları (azalış gösteren akut faz proteinleri)1-Albumin,2- Prealbumin,3-Transferrrin,4-Retinol Bağlayıcı ProteinÇocuklarda CRP yüksekliği Nedenlerine bakış1- Enfeksiyonlar; Özellikle akut bakteriyel enfeksiyonlarda yükselir.Bakteriyel olan;a) üst solunum yolu enfeksiyonları(otit,sinüzit,tonsillit,farenjit),b) alt solunum yolu enfeksiyonları(zatüre,bakteriye bağlı bronşitler,tüberküloz),c) idrar yolu enfeksiyonları(özellikle pyelonefrit)d)sepsis( kanda mikrop olması ve hayati organları tehdit eder klinik durumun olması),bakteriyemi(kanda mikrop olması)e)Menenjit(beyin zarının iltihabı)f) septik artrit(eklem iltihabı)g) osteomyelit(kemik iliği iltihabı)h) bakteriye bağlı lenfadenitlerı) abse;cilt dokusu,üst solunum yolları, iç organlarBu enfeksiyonların (a,b,c,d,e,f,g,h,ı) bakteriye bağlı olanlarında akut (erken) dönemde crp yükselir. Viral enfeksiyonlarda da bazen crp yükselir,ancak çok yüksek düzeylerde olmaz.2- Enflamatuar barsak hastalıkları (crohn,ülseratif kolit)3- Kollejen doku hastalıkları, romatizmal hastalıklarda atak durumlarında, ya da hastalığın başlangıcında veya şikayetler alevlendiğinde.Bu hastalıklar JRA(juvenil romatoid artrit), FMF(Ailevi akdeniz ateşi),ARA(Akut romatizmal ateş),HSP (Henoch schönlein purpurası) vb kollejen doku hastalığı veya romatizmal hastalıklar olabilir.4 Çocuklarda shunt operasyonları (hidrosefali için) sonrası ilk 5 gün crp yükselmeye başlar,5-10. gün arası sabit kalır,10. günden sonra azalmaya başlayarak normale gelir. Crp ile birlikte sedimantasyonda da yükselme olabilir (herzaman olmasa da), ancak sedimantasyon(eritrositlerin çökme hızı) daha geç yükselip daha geç düşer.Yine CRP ile birlikte genellikle lökosit değeri yükselir(lökositoz). Ancak bazı bakteriyel enfeksiyonlarda lökositler düşebilir veya normal de olabilir.Lökosit çeşitlerinden nötrofiller(granülosit) genellikle crp ile beraber yaşa göre artış gösterirler. Ancak bazı enfeksiyonlarda lökosit azalışı ile beraber nötrofiller(granülositler) de azalabilir.CRP nin en çok yükseldiği durum akut bakteriyel enfeksiyonlardır. Kronik hastalıklardan romatizmal hastalıklar veya kollejen doku hastalıkların başlangıcında veya alevlenme dönemlerinde yükselir. 21/05/2020 16:38

Uzm.Dr. Faruk Akçay

KORONAVİRÜS'E KARŞI ALINABİLECEK ÖNLEMLER
3 19 59

KORONAVİRÜS'E KARŞI ALINABİLECEK ÖNLEMLER

1- El hijyenine azami dikkat edilmelidir. Eller sık aralıklarla en az 20 saniye boyunca su ve sabunla yıkanmalı, yıkamanın mümkün olmaması halinde alkol bazlı el antiseptiği veya alkol bazlı kolonya kullanılmalıdır.2- Özellikle hasta kişi ve çevresi ile temastan sonra eller mutlaka yıkanmalıdır.3- Eller yıkanmadan yüze dokunulmamalı özellikle kirli eller ile göz ve burun temas etmemelidir.4- Öksürürken ve hapşırırken tek kullanımlık mendiller tercih edilmeli, kâğıt mendil bulunamadığı durumlarda dirsek içi kullanılmalıdır.5- Hasta olmuş kişilerin dokunduğu yüzeyler dezenfekte edilmelidir.6- Uzun süre kapalı ortamlarda durulmamalı, oda sık sık havalandırılmalı ve doğrudan güneş ışığı alması sağlanmalıdır. Et ve yumurta gibi hayvansal gıdalar iyice pişirilmelidir.7- Hasta kişilerin mümkünse kalabalık yerlere gitmemesi, eğer gitmek zorunda kalınıyorsa ağız ve burnun kapatılması, mümkünse tıbbi maske kullanılmalıdır.8- Alışveriş merkezleri, toplu taşıma gibi kalabalık ortamlarda mümkün olduğunca uzak durulmalıdır. Sağlıklı beslenilmeli ve yeterince uyku uyumaya özen gösterilerek, bağışıklık sistemi güçlü tutulmalıdır.9- Hazır gıdalardan uzak durularak, doğal ve taze besin tüketimi ile yararlı bakteriler içeren ev yoğurdu gibi besinlerin tüketimi artırılmalıdır. Tuzlu ılık su ile boğaz gargarası yapılması ve bol ılık su tüketimi virüsün yerleşmesini engelleyebilir.10- Hastalık belirtileri olan yüksek ateş, kuru öksürük, kas ve eklem ağrıları, solunum zorluğu gibi belirtiler başladığı zaman vakit kaybetmeden ve maske takılarak en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır."Veriler doğrultusunda yüzde 10-15 oranında ağır solunum yetmezliği, böbrek yetmezliği ve organ iflasları görülürken, ölüm oranı ise yüzde 3 civarındadır. Toplumlarda ki bir diğer yanlış kanı ise, virüs salgını geçene kadar herkesin maske takarak korunacağını düşünmesidir. Oysaki sadece virüs bulaşmış kişilerin virüsü etrafa yaymaması adına maske takması gerekmektedir. Ancak kapalı alanlarda çok sayıda kişi ile bir arada bulunacak kişilerin maske takmaları, olası hasta ile karşılaşma açısından anlamlı olabilir. 15/05/2020 20:07

Aile Hekimi Habib Altın

KORONA Sürecinde  En Etkili 10 TIBBİ BİTKİ
3 19 101

KORONA Sürecinde En Etkili 10 TIBBİ BİTKİ

CORONA Sürecinde En Etkili 10 Tıbbi BİTKİ !!!(TC SB Yetkili FİTOTERAPİST Uzm.Dr.Dinçer Erdinç)Son 100 yılda Tıp literatürüne adını yazdırmış, binlerce yıllık insanlık tecrübesiyle İbn-i Sina ve Hipokrat’ın kayıtlarından süzülerek derlenmiş bilgiler ışığında, 21 yıllık fitoterapi deneyimimi ve son 4 ayın yeni bilgilerini harmanlayarak; genel anlamda tüm mikroorganizmalara karşı bağışıklık sistemini düzenleyici, virüslerin hastalık yapma sürecindeki mekanizmalarına karşı faydalı etkileri kaydedilmiş, sizler için sıralamasını derlediğim ilk 10 diyebileceğim tıbbi bitkilerin listesini paylaşıyorum. Bu listenin haricinde doğal bir arı ürünü olan PROPOLİS’in hem bağışıklık sistemine katkısının önemini, hem de antiviral etkilerini belirterek tavsiye listesine ek kullanılabilir.Uzm Dr Dinçer ErdinçTC SB Yetkili GETAT Tamamlayıcı Tıp HekimiFitoterapist Uzman DoktorHolistic Quantum MedicineNOT: Önümüzdeki günlerde ayrıntılı ele alacağım.İlgili kaynakların büyük kısmı listenin altında mevcuttur.1.ZEYTİN YAPRAĞI2.MEYAN KÖKÜ3.KEKİK4.ZENCEFİL5.ÇÖREKOTU6.EKİNEZYA7.KARA MÜRVER8.ADAÇAYI9.ZERDEÇAL10.ALOE VERAhttps://dergipark.org.tr/en/pub/iudtaed/issue/32274/358681https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/32050880https://journals.sagepub.com/doi/pdf/10.1177/1534735403256419https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/24564587https://www.researchgate.net/publication/6589131_Spicing_Up_of_the_Immune_System_by_Curcuminhttps://www.scielo.br/scielo.php?script=sci_arttext&pid=S1516-635X2017000200297 14/05/2020 15:42

Uzm.Dr. Dinçer Erdinç

FİBROMİYALJİ NASIL İYİLEŞİR?.. (ŞİFANIN ŞİFRELERİ-1)
4 22 67

FİBROMİYALJİ NASIL İYİLEŞİR?.. (ŞİFANIN ŞİFRELERİ-1)

FİBROMİYALJİ NASIL İYİLEŞİR?.. Her şeyden önce, insanın yaşam kalitesini yerle bir eden bu hastalıktan muzdarip tüm hastalara tez zamanda ağrısız günler, rahat uykulu geceler ve kalıcı şifa diliyorum.Fibromiyalji (FM) ile ilgili bu yazımda, Hacettepe İngilizce Tıp mezunu bir Uzman Doktor olarak, Modern Batı Tıbbı bilgileri yanında Dünyanın neresinde ne kadar FM ağrısını giderecek veya FM hastasına kalıcı şifa verebilecek, açıkçası geniş açıdan bakarak tespit edilmiş ne varsa, bu bilgileri gözden geçirerek ve dahi, kendi iyileştirdiğim hastalardaki tecrübemle birleştirerek derli-toplu bilgilendirme ve şifa vesilesi olmayı amaçlıyorum..Önce kavram kargaşasını giderelim; Fibromiyalji "TETİK NOKTA" yani "Hah işte orası çok fena ağrıyor" dediğiniz noktalar olan hastalıktır ve halk arasında "kas romatizması, kulunç" gibi tabirlerle eş-anlamlıdır. Fibromiyaljiyi çeken bilir!..Batı (modern) Ortodoksluğa Tıbbı, bunu iyileştirecek ilacı üretmeyi çok istedi ama başaramadı.Çünkü Fibromiyalji, NOKTA atışla şifalanamayacak bir tetik NOKTA hastalığıdır!..(ironik)Bütüncül-integratif yaklaşım (yani birden fazla sistemin eşzamanlı-birlikte düzeltilmesi) şarttır!..bu bir İLAÇ ile olacak iş değil !Bilimsel çalışma sonuçlarını net ifade edecek olursak,Olayın;1-Kas ve Zarını ilgilendiren FizyoKimyasal (egzersiz-iğneleme-kupa-sülük) bileşeni; 2-Nöro-Psikiyatrik yani sinirsel-ruhsal bileşeni (sebep/sonuç olarak);3-Bağırsak-Sindirim-Besin bileşeni; (alkali yaşam tarzı-mikrobiyota-iyot-vitamin-mineral-fitoterapi)4-Enerji Sistemi Bozuklukları (şifa enerjisi-biyo/çakra enerji healing)Dikkat ederseniz bunların Eş-Zamanlı uygulaması esastır!..Bugüne kadar Kişiselleştirilememiş ve hastaya göre Doğru Kombinasyon yapıl(a)mamıştır!Sorun Kronik (müzmin) Enflamasyon (iltihabi reaksiyon)FM hastasının vücudunda, yıllar içerisinde gelişen kronik enflamasyon, asidoz, bağırsak bozukluğu, beyin kimyasallarında değişiklik ve fibrozitis (iltihaplı tetik nokta) mevcut oluyor..Primer Fibromiyalji ++hastaları genelde 25-40 yaş arası kadınlardır.. yaygın kas-iskelet sistemi ağrıları, sızılar, tutukluk, yorgunluk, uyku bozukluğu, başağrısı, huzursuz bağırsak sendromu, endişe-depresyon anksiyete, eklem ve eklem çevresi sorunlarla boğuşurlar..Fibromiyalji hastalarına Tıp, kayıtsız kalmamıştır ve araştırmaya devam etmektedir fakat tespit ettiği sorunlara şifa verici İLAÇ üretememektedir.. Örneğin 1994 yılında yapılan çalışmada FM hastalarının beyin-omurilik sıvılarında "Substance P" denen bir madde yüksek bulunmuştur ama o günden beri bu sorunu çözecek ilaç(!) üretemedikleri için gündemden düşürmüşlerdir.. halbuki bu maddeyi düşürebilecek çok sayıda bitki ve hacamat yöntemi mevcuttur..Anlaşılmalıdır ki; sorun birden fazla SİSTEMİN eş-zamanlı(!) arızalanmış olması.. Dolayısıyla ÇÖZÜM, noktasal İLAÇ vb. yaklaşımlar olamaz !!Hani parmağımızın ucuna diken batsa vücut rahat edemez, deriz ya!.. Demek ki vücut bir bütündür ve FİBROMİYALJİ tam da bu gerçeği haykırırcasına mesaj vermektedir !..O halde ÇÖZÜM bütüncül-integratif ol-mak zo-run-da !!!Dikkat!..Hastalık YOKTUR, Hasta VARDIR!..Tam da Modern(?) Batı Tıbbının Bakış Açısının TERSİ !!!Yani "F.M. hastalığınızı iyileştireceğiz Birsen hanım" DEĞİL!.."Sizi şifalandıracağız Birsen Hanım"Bunun için, Birsen hanımın özelinde komple "beden+enerji+ruh" analizini yapmak gerekir!...Ülkemizde artık, bu bütüncül yaklaşımı Felsefesiyle-Cihazıyla-Bilimsel olarak yapabilecek, donanımlı ve Sağlık Bakanlığı tarafından Üniversitelerde Eğitilerek yetkilendirilmiş Uzman Doktorlar var...Fibromiyaljideki tetik nokta, aslında "fibrozit" dediğimiz bir nevi AĞRI yayını yapan ana istasyon!.. Tedavi hedeflerinin birincisi elbetteki AĞRI probleminin (birkaç gün/hafta içinde) kalıcı olarak şifalanmasıdır.. bu mutlaka hastanın özel tespit edilmiş anormallikleri veya risk faktörlerine göre seçilecek birden fazla(!) yöntemin (unutmayın ki 4 farklı sistem bozuk ve hepsinin aynı anda düzelmesi gerekiyor) uygulanması şart!Tedavide asıl orta-uzun vadeli hedef ise TAM ŞİFA olmalı.. hekimlik ve doktorlar bunun için var!!!Hastaya özel(!) terapiler, besinler, tıbbi bitkiler(Fitoterapi), egzersizler vb. unsurlar DOĞRU ve İSABETLİ olmazsa hüsran!..Izdırapsız Şifalı Günler Diliyorum.Uzm.Dr.Dinçer ErdinçTamamlayıcı-İntegratif Tıp Uzmanı (Complementary-Integrative Medicine)T.C.Sağlık Bakanlığı Yetkili Geleneksel Tamamlayıcı Tıp Kliniği-ADANA 08/05/2020 14:12

Uzm.Dr. Dinçer Erdinç

Korona günlerinde Okul öncesi dönemdeki özel gereksinimli çocuklar için ebeveynlere öneriler
1 21 22

Korona günlerinde Okul öncesi dönemdeki özel gereksinimli çocuklar için ebeveynlere öneriler

Okul öncesi dönemdeki özel gereksinimli çocuklar için ebeveynlere öneriler Çocuğunuzla evde verimli zaman geçirin.Hepimiz zorunlu olarak evlerimize çekildik. Bu dönemde evde kalmamız ve uzmanların yapmış olduğu uyarıları dinlememiz oldukça önemli. Evde vakit geçirilmesi gereken bu günlerde ebeveyn olarak başta otizm spektrumu olmak üzere gelişimsel sıkıntı yaşayan özel gereksinimli çocuğunuz için neler yapabilirsiniz? Neleri öncelik haline getirmeli, nelere dikkat etmelisiniz? Süreci çocuğunuz açısından nasıl daha keyifli ve verimli hale getirebilirsiniz?Çocuğunuzun sakin kalabilmesi önceliğiniz olmalı. Çocuklar günlük rutinleri bozulduğunda bir şeylerin yolunda gitmediğini fark eder ve buna hızlı bir şekilde  tepki verirler. Özel gereksinimli çocuklar için bu durum daha da hassas bir noktada bulunur. Zaman zaman ebeveyn olarak çocuğunuzda yolunda gitmeyen durumları tanımlayan  uyaranların neler olduğunu bilir ve bunları hemen fark edersiniz. İşte böyle durumlarda öncelikli olarak kendi sakinliğinizle ilgili küçük bir değerlendirme yapmalısınız. Kendinizi nasıl hissediyorsunuz? Sakin misiniz? Nasıl sakinleşebilirsiniz? Sakinliğinizi nasıl koruyabilirsiniz?Ebeveyn olarak kaygıyı uzaklaştırarak, sakin kalarak çocuğa model olabilmek oldukça önemlidir. Sizin sakin kalarak çocuğunuzla kuracağınız birliktelik çocuğunuzun sizinle keyifli vakit geçirmesini sağlayacaktır. Bu süreçte çocuğunuzda bir uyaran arayışı ya da uyarandan kaçınma hali ortaya çıkabilir. Böyle durumlarda bu ihtiyaçları karşılamak çocuğunuzun regülasyonunu kolaylaştıracaktır. Peki, bunu nasıl yapacaksınız? Duyusal arayışlarına doğru karşılık verinÇocuğunuzla kuracağınız güçlü birlikteliklerde en önemli nokta, duyusal  arayışlarına yönelik sinyalleri (sürekli koşmak, tekme atmak, itmek, dokunmak, sıkmak vb…) doğru değerlendirmektir. Yapılması gereken, hem çocuğun sakinleşerek güvenli ve uygun bir şekilde eğlenebilmesini hem de ihtiyaç duyduğu uyaran arayışlarını karşılayan aktiviteleri seçmektir. Sakinleşmiş ve mutlu yüz ifadeleri aktivitenin iyi gittiğini gösterir. Sızlanmalar ve boğuk kahkahalar ise sakinleşme zamanının geldiğini gösterir. Evdeki günlük hayatımız üzerinden örneklendirelim:Sürekli hareket halinde olan, zıplayan, yerde yuvarlanan çocuğunuzla evinizde varsa trambolinde, yoksa yaylı bir yatak üzerinde kollarından ya da ellerinden tutarak sizinle derin, güçlü ve uzayan bakışlarla hareket halinde iken bakışmasını sağlayarak, çocuğunuzu zıplatabilirsiniz. Ya da birlikteliğinizi hamak etkisini verecek şekilde çarşaf, battaniye gibi mateyallerle sallayarak sürdürebilirsiniz. Onunla oyunlar oynayınÇocuğunuz sıkılmaktan, sarılmaktan hoşlanıyorsa onunla sandviç oyunu oynayabilirsiniz. Yorgan ya da pilates matına sararak ya da koltuk minderlerinin arasına koyup hafifçe basınç verip sıkarak, kollarına ketçap ya da mayonez sıkıyormuş gibi yaparak çocuğunuzun duyusal ihtiyaçlarına karşılık verip sakin kalmasını ve güçlü birliktelikler kurmasını sağlayabilirsiniz.Çocuğunuz ağır nesneleri hareket ettirmeyi seviyorsa, 2-3 kiloluk saklama kaplarının içine koyduğunuz bakliyatları kaygan zeminin üzerinde (fayans-parke ) kaydırarak birbirinize gönderebilirsiniz. Bu oyunda, çocuğunuzun size ve ortada hareket eden nesneye bakarak nesne-kişi-nesne takibi yapmasını çalışabilirsiniz.  Çekme-itme çalışmalarıBir başka seçenek olarak çocuğunuzu çamaşır sepetinin içine koyarak çevirebilir, sepeti ittirebilir, farklı afektler kullanarak ileri-geri kaydırabilir ya da dolu çamaşır sepetini taşıtabilirsiniz. Çocuğunuzdan 5 litrelik su şişelerini salondan mutfağa ittirerek ya da uzun bir ip yardımıyla çekerek taşımasını isteyebilir ya da sadece yerde yuvarlanmasını sağlayarak hareket halindeki nesneyi takip etme çalışabilirsiniz.  Fış fış kayıkçı oyununu oynayarak çocuğunuzun bedenini ileri geri hareket ettirip kollarını çekerek ona ihtiyacı olan duyusal girdiyi verebilirsiniz. Diğer taraftan, ikiniz de hareket halinde iken çocuğunuzla uzun uzun bakışarak birlikteliğinizin daha da uzamasına yardımcı olup bu becerisini geliştirebilirsiniz. Çocuğunuzla mutfak keyfiÇocuğunuz farklı nesnelerin yüzeyine  dokunmayı, sıkmayı seviyorsa; siz mutfakta işlerinizi yaparken çocuğunuza büyük bir leğenin içine kuru fasulye, nohut, pirinç, mercimek gibi çocuğunuzun dokunmaktan hoşlanabileceği bakliyatlar koyun. Çocuğunuz çıplak elleri ve ayaklarıyla bu malzemelerin içinde oynayabilir.Siz mutfaktayken çocuğunuzun yapabilecekleri bununla da sınırlı değil. Siz yemek yaparken o da bir tepsinin içine koyacağınız tıraş köpüğü, ketçap, mayonez, tuz gibi malzemelerle  basit objeler (basit bir araba, bir insan yüzü) oluşturabilir. Yapacağınız hamurun ununu elekle eleme gibi aktiviteler de hoşuna gidecektir. Bir diğer seçenek olarak, çocuğunuzun eline plastik bardak, kaşık, kepçe gibi mutfak  eşyaları verebilirsiniz. Çocuğunuz verdiğiniz malzemelerle doldurma, dökme, aktarma gibi faaliyetleri yaparken siz de onunla sohbet edebilir ve böylece birliktelik sağlayabilirsiniz.Banyo da oyun alanı olabilirEvinizin banyosu da çocuğunuzun keyifli zaman geçirmesine yardımcı olacak bir başka alan olarak düşünülebilir. Küveti sabunlu su ile doldurup içine değişik büyüklükte süngerler koyarak çocuğunuzdan sıkmasını isteyebilirsiniz. Ayrıca değişik yüzeyleri olan lifleri, banyo fırçalarını deneyimlemesini, plastik kaplarla doldur-boşalt şeklinde oynamasını sağlayarak birlikteliğinizi karşılıklı büyük bir keyifle sürdürebilirsiniz. Önemli not: Çocuğunuzla, birlikteliğinizi ve iletişimizi güçlendirmek için yapacağınız  çalışmalarda çocuğunuzun aktivitelere katılımında kaçınma, uzaklaşma ya da konuşan çocuk için etkinliğin devam etmesini istemediğine dair bir ifade ya da duygu görürseniz etkinliği devam ettirmeyi bırakmalısınız. Çünkü seçtiğiniz faaliyet çocuğun etkinlikte kalıp duyuları derinleştirmek ve bizimle olan birlikteliğini güçlendirmesi için uygun bir etkinlik olmayabilir. Bunun yerine çocuğunuzdan gelen iletişim sinyallerini tekrar değerlendirip ona uygun olan etkinlikle devam etmelisiniz.Fatma Betül KurbanÖzel Eğitim Öğretmeni 22/04/2020 14:32

Özel eğitim Uzmanı Fatma Betül KURBAN

CORONAVİRUS HAKKINDA SIK SORULANLAR
10 32 144

CORONAVİRUS HAKKINDA SIK SORULANLAR

1-Bağışıklığımı güçlendirmek için ne yapmalıyım? Bağışıklık sistemini güçlendirecek özel bir gıda yoktur. Dengeli ve düzenli beslenmek yeterli olacaktır. Günlük C vitamini yüksek gıdalar  tüketilmeli ve eğer eksiklik varsa D vitamini takviyesi alınmalıdır. Bol su tüketilmelidir. Ayrıca düzenli uyku bağışıklık sistemi için  gereklidir.  2-Kimler risk grubunda  ? 60 yaş üstü ve kronik rahatsızlığı olanlar risk grubunda. Kronik Akciğer hastaları, Onkoloji hastaları, Diyabet hastaları, Nakil hastaları gibi kronik hastaların daha dikkatli olmaları ve mümkün olduğunca evlerinden çıkmamaları önerilmektedir.  Risk grubunda olmayan sağlıklı bireyler için hiçbir risk yoktur diye anlaşılmamalıdır.  3- Korunmak için ne yapılmalı ? Sağlık Bakanlığından yapılan açıklamalar yakından takip edilmelidir. En önemli 3 kural; Evden çıkmamak, diğer insanlarla yakın temastan kaçınmak ve elleri sık yıkamak. Virüsün en çok eller aracılığıyla yayıldığı düşünülüyor. Eller bol su ve sabunla özenli yıkanmalıdır. Yüzük, bilezik ve saat gibi aksesuarlar bu dönemde takılmamalıdır. El dezenfaktanları el yıkama imkanı olmayan durumlarda tercih edilebilinir.  4- Evde nelere dikkat etmeliyiz? Bir süre misafir kabul etmeyelim. Telefon, kapı kolu,  musluk gibi herkesin temasta bulunduğu yüzeyler deterjanlı bezler ile hergün temizlenmelidir. Evler günde birkaç defa havalandırılmalıdır. Daha önceden ortak kullanılan eşyalar ayrılmalı ve evde bir pandemi planı oluşturulmalıdır. Özellikle dışardan eve girenler  bir izolasyon odasına girmeli üstünü orada çıkararak banyoda gerekli temizliğe başlamalıdır.  5-Hastanelere gidebilir miyiz ? Özellikle zorunlu olmadıkça Acil Servislere gitmemek lazım. Acil servisin  ihtiyaç duyan hastalara hizmet verebilmesi için gereksiz başvuruların azalması gerekiyor. Unutmamak gerekir ki enfeksiyon acil serviste diğer sağlıklı bireylere de kolayca yayılabilir. Sağlık Bakanlığının aldığı kararla raporlu ilaçlar için reçete şartı kalkmıştır, yani eczaneden hastalar ilaçlarını doğrudan temin edebilir.  6- Ne zaman hastalıktan şüphelenmeliyim ? Düşmeyen ateş en önemli bulgudur. Normalde diğer grip enfeksiyonlarında ateş olsa da Coronavirüs enfeksiyonunda devamlı ve inatçı ateş daha çok görülür.  Mesela normal gribal enfeksiyonlarda 3 gün süren ateş görürüz ve sonrasında ateş düşmeye başlar ancak corona virüs enfeksiyonunda ateş uzun süre yüksek kalır ve düşürülemez. Diğer 2. önemli bulgu öksürüktür.Öksürük genellikle kuru öksürük tarzındadır ve ilerleyen dönemde nefes darlığı ortaya çıkmaya başlar. Bu süreçte konunun uzmanları dışında lütfen kimseye rağbet etmeyiniz. Sağlık Bakanlığı gerekli tüm önlemleri almış ve özverili sağlık çalışanları Sağlık Bakanımız liderliğinde sürece hakim durumdadır. Umarım ülkemiz ve milletimiz bu zorlu süreçten en kısa sürede alnının akı ile çıkacaktır.  Uzm.Dr.Fatih Ensaroğlu 20/03/2020 10:54

Uzm.Dr. Fatih Ensaroğlu

MİDE FITIĞI NEDİR?
2 282 533

MİDE FITIĞI NEDİR?

Mide fıtığı nedir? Midenin normal konumu karın bölgesidir. Yemek borusu diyafram kasındaki bir açıklıktan karın duvarına girerek mideye bağlanır. Midenin diyafram kasındaki yemek borusunun çıktığı açıklıktan yukarı doğru çıkmasına mide fıtığı adı verilir. Belirtileri neler? Mide fıtığı olan hastaların mide girişinde bulunan kapak mekanizması da bozulduğundan reflü semptomları da görülmektedir. Bir başka deyişle mide reflüsünün %40-50'sinin nedeni mide fıtığıdır. Göğüste yanma, ağrı, ağıza acı su gelmesi, boğazda nedeni bilinmeyen kronik farenjit, ses kısıklığı, nedeni bulunamayan kronik astım, bronşit gibi akciğer hastalıklarının arkasında mide fıtığı ile birlikte oluşan asit reflüsü olabilir. Aynı zamanda ya da reflü semptomları görülmeksizin erken doyma, karında dolgunluk hissi görülebilir. Bazı kişilerde ise mide perforasyonu, midenin sıkışması, mide kanlanmasının bozulması gibi nedenlere bağlı olarak akut bir başlangıç ile semptom verip acile başvurarak ortaya çıkmaktadır. Bu durum ani başlangıçlı göğüs ağrısı oluşturarak kalp krizini taklit edebilir. Mide fıtığı neden oluşur? Mide fıtığının birçok nedeni vardır. Bunlardan en önemlisi ailesel yatkınlıktır. Diafram kasındaki açıklığın geniş olması, diyafram kasının zayıf olması mide fıtığına neden olabilmektedir. Bazı durumlar mide fıtığının oluşumunda rol onar. Obezite, kronik öksürük, kabızlık, gibi karın basıncını arttıran hastalıklar bunlardan bazılarıdır. Diyabet de mide boşalmasını geciktirerek mide içerisindeki basıncı arttırarak mide fıtığı gelişimine katkı yapabilir. Tedavi edilmezse neler yol açar? Mide fıtığı tedavi edilmez ise yemek borusunda reflüye bağlı mide asidine maruz kalması ile yaralar, yemek borusunda darlık, kanama, ülserlere neden olabilir. Ayrıca midede de ülserlere ve daha ileri seviyelerde kanama ve mide perforasyonu dediğimiz midede tam kat yırtılmalara neden olabilir. Bazen mide diyafram daki bu açıklıkta sıkışarak kanlanması bozulup ciddi hasarlara neden olabilir. Böyle ciddi durumlar sonucu acil ameliyat kaçınılmaz bir durum olabilmektedir. Mide fıtığı tanısı için neler yapılmalıdır? Yemeklerden sonra karında dolgunluk, şişkinlik, göğüste yanma, ağrı, ağıza acı su gelmesi, özellikle yatarken ani başlayan boğazda yanma öksürük gibi belirtiler varsa mutlaka endoskopi ile yemek borusu ile birlikte mide içerisi değerlendirilmelidir. Mide fıtığı ve reflü'nün tanısında ilk basamak endoskopik incelemedir. Gerekirse endoskopi sonrası mide fıtığının derecesi için Bilgisayarlı Tomografi de yardımcı bir tetkiktir. Mide fıtığının tedavi yöntemleri neler? Mide fıtığının tek tedavisi cerrahidir. Amaç diyafram kasındaki açıklıktan yukarı doğru yer değiştirmiş yani fıtıklaşmış mide kısmını normal yerine çekip, bu aralığı daraltmak ve midenin tekrar fıtıklaşmasını önlemek için girişimler yapmaktır. Eğer sadece diyafram açıklığında fıtık olmadan genişleme var ise ilaç tedavisi ve beslenme alışkanlığı mide basıncının azaltacak şekilde değiştirilmesi ile semptomlarda gerileme görülebilir. Ancak eğer mide diyafram açıklığının üzerinde ise ameliyat ile bu açıklık onarılarak mide normal konumuna getirilmelidir. Mide fıtığı ameliyatı nasıl yapılır? Riskleri var mıdır? Mide fıtığı amleiyatları günümüzde laparoskopik olarak yani karın duvarı kesilmeden sadece üç delik açılarak kamera eşliğinde yapılabilmektedir. Böylece ameliyat başarısı çok daha yüksek olmakta, ameliyat çok daha kısa sürmekte, ameliyat sonrası ağrı çok az olmakta ve ameliyattan hemen ertesi gün hastaneden çıkıp normal hayata devam edilebilmektedir. Aynı zamanda ameliyata bağlı komplikasyon riski böylelikle yok denecek kadar az olmaktadır. Mide fıtığı ameliyatlarının riski son derece düşüktür. Günümüzde mide fıtığı ameliyatları Robotik Cerrahi dediğimiz yöntemle de başarılı bir şekilde daha keskin ve üç boyutlu görüşle yapılabilmektedir.Doç.Dr.Ümit Koç 17/02/2020 20:09

Doç.Dr Ümit KOÇ

ÇAĞIMIZIN HASTALIĞI OBEZİTE VE CERRAHİ TEDAVİSİ
2 305 557

ÇAĞIMIZIN HASTALIĞI OBEZİTE VE CERRAHİ TEDAVİSİ

Obezite nedir? Obezite, vücudun yağ oranının normalden fazla olmasıdır. Normal vücut yağ oranı %20’dir. Bunun üzerinde olan yağ miktarı fazla kilo olarak kabul edilir. Obez olup olmadığımızı Vüvut Kitle İndeksi ile anlarız. (Bady Mass İndex). Vücut kitle indeksi Kilonun kilogram cinsinden boy’a cm cinsinden bölünmesi ile oluşan bir değerdir. (BMİ=Weight(kg)/Height x Height(cm)). Bu değer 18,5 - 24,9 arası normal değerlerde kabul edilir. 25-29,9 arası fazla kilolu, 30 üzeri obez olarak kabul edilir. Obezite neden bizim için kötüdür? Vücudun normalden fazla yağlı olması birçok hastalığı beraberinde getirir. Diyabet, Hipertansiyon, kalp krizi, kalp damar hastalıkları, felç, böbrek yetmezliği, uyku apne sendromu, eklem deformasyonu, kanser gibi birçok hastalık obez insanlarda çok daha fazla ortaya çıkar. Bu hastalıklar yüzünden obez insanlar normal kilolu insanlardan ortalama 9 yıl erken ölürler ve ömürleri boyunca yukarıda saydığımız birçok hastalıkla mücadele etmek zorunda kalırlar. Obeziteden nasıl kurtulurum? Vücudumuzdaki fazla yağ miktarının sebebi ihtiyacımızdan fazla kalorili beslenme ve hareketsiz yaşamdır. Eğer ihtiyacımızdan fazla yemeyi kesersek ve spor yaparsak aldığımız kilolardan kurtulabilir yada fazla kilolu olmayız. Obez insanların kilo vermesi neden zordur? Vüvudumuzda fazla kilo birikmesi ile yağ hücre miktarı ve volümü artar. Bu nedenle yağ hücrelerinden salgılanan hormonlar fazlalaşır. Vüvudumuzun metabolizması yüksek kalorili yaşama adapte olur. Bu nedenle ani bir enerji alım azlığı tolere edilemez ve bu bize açlık şeklinde geri dönerek iştahımızı arttırır. Bu nedenle obez insanların kilo vermesi kilo aldıkça zorlaşmaktadır. Bu durumda tıbbi yardım ile kilo vermek gerekir. Sağlıklı kilo vermek için hangi yolları denemeliyim? Vüvut kitle indeksine göre kilo vermek ve sağlıklı yaşamak için yapılması önerilen yöntemleri deneyebiliriz. Vücut Kitle indeksi 30-35 arasında ise diyetisyen desteği ile birlikte mide içine balon uygulaması önerilir. Vücut Kitle İndeksi 35-40 arasında ise ve aynı anda fazla kiloya bağlı hastalıklardan en az biri varsa ( DM, HT, Hiperlipidemi, Uyku Apne Sendromu, Eklem deformitesi, vb.) cerrahi tedavi uygulanabilir. Vücut Kitle İndeksi 40 ve üzerinde ise tek seçenek cerrahi tedavidir. Obezitede Cerrahisi nedir? Obezite için yapılan cerrahi tedavi yöntemlerinin amacı iştahı azaltmak, mide hacmini küçülterek yeme miktarını küçültmek, bağırsakları bypass ederek emilim yüzeyini azaltmaktır. Günümüzde en çok yapılan obezite ameliyatı Sleeve Gastrektomidir. Diğer adı tüp mide ameliyatıdır. Midenin hacmini küçülterek ve aynı zamanda midenin açlık hormonu salgılayan kısmı çıkartarak yapılan bir ameliyattır. Başarı oranı %90’dır. Bu ameliyat ile 6 ay sonra fazla kilonun %80’i, bir yıl sonra ise %100’ü kaybedilir. Günümüzde ikincien sık yapılan ameliyat Gastrik Bypass ameliyatıdır. Bu yöntemde mide küçültülür ve aynı zamanda ince barsakların üst kısmı bypass edilerek emilim de bozulur. Özellikle Diyabeti de olan hastalar için uygundur. Obezite ameliyatı nasıl yapılır? Obezite ameliyatları günümüzde laparoskopik yöntem dediğimiz özel aletlerle Obezite ameliyatları 1 -2 saat sürmektedir. Ameliyat Laparoskopik yöntem dediğimiz deliklerle ve kamera altında yapıldığından ameliyat sonrası hastalar hemen ayağa kalkarlar. Ağrı hissetmezler. Ameliyattan sonraki ikinci ya da üçüncü gün hastaneden taburcu olup günlük yaşamlarına dönebilirler. Yaklaşık 7- 10 gün sonra da uçak yolculuğu yapabilirler. Kimler obezite ameliyatı olamaz? Yüksek riskli kalp hastaları, Psikiatrik hastalık tanısı olanlar, ileri derecede akciğer hastalığı olanlar, 18 yaş altı ve 65 yaş üstü olanlar bu ameliyatı olmamalıdır. Ameliyat sonrası beslenme nasıl olmalı? Obezite ameliyatı sonrası ilk üç gün ağızdan beslenme olmamaktadır. Bu süre hastanede geçmekte ve serum ile beslenme sağlanmaktadır. 3. gün ağızdan beslenme başlar daha sonraki günlerde ilk on gün sıvı ağırlıklı diyet ile bol proteinli beslenme uygulanmaktadır. Bu dönemde önemli olan günlük 1,5-2 litre sıvı tüketmektir. İkinci on günde ise püre dediğimiz blender ile ezilmiş yemek kıvamında yemekler yenmelidir. Bu dönemden sora da normalde sağlıklı bir insanın beslenme miktarını geçmeyecek şekilde beslenme düzeni ile devam edilir. İlk 6 hafta için hastalarımıza gerekli beslenme desteği verilmektedir.   Doç.Dr.Ümit Koç Obezite ve Gastrointestinal Cerrahi Uzmanı 10/02/2020 14:26

Doç.Dr Ümit KOÇ

BU YANGINA SESSİZ KALMAYIN!  REFLÜ HASTALIĞI VE BİLİNMESİ GEREKENLER
2 137 555

BU YANGINA SESSİZ KALMAYIN! REFLÜ HASTALIĞI VE BİLİNMESİ GEREKENLER

Reflü nedir ? Mide içeriğinin yemek borusuna kaçması sonucu ortaya çıkan yakınmalar gastroözofageal reflü hastalığı olarak adlandırılır. Gıda, asit veya safranın yemek borusuna kaçması ile karın üst kısmı ile boğaz arasında başlayan yanma ve ağrı şikayeti meydana getirir. Çoğunlukla yanma ve ağrı olsa da bazen ses kısıklığı, öksürük, bulantı, şişkinlik, ağızda tatsızlık gibi şikayetlere de sebep olabilir. Reflü neden oluşur ? Sindirim işlemi ağızda başlar. Gıdalar yemek borusu aracılığı ile mideye ulaştırılır. Midenin kendi dokusunun gıadalara ve asite karşı koruması vardır ancak yemek borusunun bu tarz bir korması yoktur. Yemek borusunu mide ile birleştiği yerde yutma sırasında gıdaların mideye geçmesine izin veren sonrasında ise kapanıp bu gıdaların ve mide asidinin geri kaçmasını önleyen bir kapak sistemi ile korunur. Kapak sistemi fonksiyonlarının bozulması, kapak sistemini etkileyen ilaç veya gıda tüketilmesi, mide içi basıncını çok yükseltecek şekilde fazla gıda tüketilmesi veya mide dolu iken sırt üstü yatılması gibi sebeplerle geri kaçaklar oluşur.  Gıda, asit veya safra gibi etmenlere karşı korumasız olan  yemek borusunda iltihap oluşmaya başlar.   Relü şikayetini neler arttırır? Obez kişilerde, acılı-bahartalı ve yağlı gıda yoğun tüketetenlerde, yemek yedikten sonra sırt üstü uzananlarda, alkol,kahve ve asitli içecekleri  yoğun tüketenlerde, fazla miktarda ilaç kullananlarda reflü şikayeti daha çok gözükmektedir. Reflü şikayeti olan hasta ne yapmalıdır ? Hastanın öncekikle  şikayetlerinin reflü kaynaklı olduğundan emin olunmalıdır. Çünkü kalp ve akciğer hastalıkları da benzer şikayetlere sebep olabilir. Uzman hekim tarafından yapılan değerlendirme ve muayene sonrasında reflü tanısı konulabilir. Genellikle  gastroskopi (endoskopi) yapılması tanıyı koymak için yeterlidir. Bazen PH monitorizasyonu tanıyı kesinleştirmek için gerekebilir.  Reflü şikayetinin altında bazen ülser veya kanser gibi daha ciddi problemler olabilir.  Ayrıca uzun dönem reflü nadirende olsa  yemek borusu kanserine sebep olabilir. Hem muayenenin hem de endoskopik işlemlerin Gastroenteroloji Uzmanı tarafından yapılması önemlidir. Yapılan muayene ve tetkikler sonucuna göre hekim tarafından uygun tedaviler hastaya verilecektir. Çoğunlukla diyet ve ilaç önerisi ile reflü tedavisi yapılmaktadır, bazen cerrahi tedaviler de gerekebilir.  Uzm.Dr. Fatih Ensaroğlu  10/02/2020 13:22

Uzm.Dr. Fatih Ensaroğlu

KOLONOSKOPİ ZAMANINDA YAPILMAZSA EĞER...
3 235 382

KOLONOSKOPİ ZAMANINDA YAPILMAZSA EĞER...

Kolon kanserinin teşhis edilmesinde önemli bir yer tutan kolonoskopi işlemi 50 yaşından sonra herhangi bir şikâyeti olmasa dahi öneriliyor. Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Fatih Ensaroğlu bu işlemde hijyenin önemine dikkat çekerken “Kolonoskopi işleminde hijyen önemlidir. İşlemin yapıldığı cihazların uygun dezenfektan kullanılarak yıkanması şarttır. Aksi halde bazı hastalıklar bulaşabilir” diyerek uyarılarda bulundu. “50 YAŞINDAN SONRA YAPTIRMAK ŞART”Kolonoskopi, hastaları en çok korkutan işlemler arasında yer alsa da hayati önem taşır. Özellikle kalın bağırsak kanserinin teşhisinde en etkili yöntemdir. Rektal kanama, kilo kaybı, karın ağrısı, kronik kabızlık ve kronik ishal gibi şikâyetleri olan hastalara kolonoskopi yapıldığını söyleyen İstinye Üniversitesi Liv Hospital Bahçeşehir Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Fatih Ensaroğlu, “Ayrıca 50 yaşından sonra herhangi bir şikâyeti olmasa bile kanser taraması amacıyla kolonoskopi yapılması önerilmektedir. Kalın bağırsak tümörleri yavaş büyüyen ve genellikle büyümeden şikâyete neden olmayan tümörlerdir. Bu yönüyle erken teşhis ve tedavi önemlidir. Ailesinde kolon kanseri veya kolon polipleri olan bireyler, sigara içen bireyler, tip 2 diyabet tanılı hastalar, obez hastalar ve 50 yaş üstü hastalarda kolon kanseri riski artmaktadır” dedi.“HEKİM VE PERSONEL TECRÜBESİ ÖNEMLİ”Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Fatih Ensaroğlu, kolonoskopinin oldukça güvenli bir işlem olduğunu ancak her yerde yaptırılmaması gerektiği konusunda uyardı. Tecrübeli uzman hekim tarafından yapılan kolonoskopi, biyopsi ve polipektomi işlemleri sırasında nadiren de olsa olumsuz olaylar gelişebileceğini ve hijyenin çok önemli olduğunu kaydetti. Dr. Fatih Ensaroğlu sözlerini şöyle sürdürdü: “İşlem sırasında kanama, perforasyon (yırtılma) ve karın ağrısı olabilir. Sakinleştirici ilaçlara karşı alerji gelişebilir, bu ilaçlardan kalp ve akciğer olumsuz etkilenebilir. İşlemi yapan uzman hekimin ve yardımcı sağlık personelin tecrübesi çok önemlidir. Nadir de olsa gelişebilecek olumsuz olaylar için bu işlemlerin her türlü acil müdahalenin yapılabileceği uygun merkezlerde yapılması gerekir. Kolonoskopi işleminde hijyen önemlidir. İşlemin yapıldığı cihazların bu konuda eğitimli personelce uygun dezenfektan kullanılarak yıkanması şarttır. Uygun temizlik yapılmaması durumunda bazı hastalıklar endoskopik işlemler sırasında bulaştırılabilir.”KOLONOSKOPİYE GİTMEDEN ÖNCE NELER YAPILMALI?Hastanın kolonoskopi öncesinde dikkat etmesi gereken durumlar olduğunu belirten Dr. Ensaroğlu şunları söyledi: “Hasta, hekime mutlaka mevcut hastalıkları ve kullandığı ilaçlar hakkında bilgi vermelidir. Mesela şeker hastalığı, kalp hastalığı olan hastaların hekimine bilgi vermesi ve kullandığı ilaçların işlem öncesi düzenlenmesi gerekmektedir. Hasta işlem öncesi kendisine önerilen diyet programına uymalı, 1 gün öncesinde katı gıdaları tüketmemeli, işlem öncesi günü kendisine verilen bağırsak temizlik ilacını tamamen içmelidir. Bağırsak temizlik ilacı hastaya göre hekim tarafından belirlenir. İlacını tamamen tüketen hasta, bundan sonra yemek yememeli ancak gece yarısına kadar bol su içmelidir. İşlem günü yemek yemeden, su içmeden, kullanıyorsa ilaçlarını içmeden işleme gelmelidir. Kolonoskopi işlemi Gastroenteroloji Uzmanı tarafından gerçekleştirilir ve ortalama 30 dakika sürer. İşlem sonrası hasta ortalama 30 dakika dinlenme odasında bekler. İlaçların etkisi geçtikten sonra taburcu edilir. Taburcu edildikten sonra hasta normal hayatına dönebilir ancak araba sürmek gibi refleks gerektiren işlerden kaçınması gerekmektedir.” 15/01/2020 19:47

Uzm.Dr. Fatih Ensaroğlu

BANA İYİ GELEN BİRİ
4 227 399

BANA İYİ GELEN BİRİ

Aslında kimse için iyi veya kötü diyemem ! Sadece kimi insanlar vardır çıkarları çerçevesinde aynen öyle davranırlar. Bu yüzden onlara sen kötüsün dememiz ne kadar insancıl olur. Doğrusunu söylemek gerekirse aslında kimileri vardır, -Bana çok iyi geldin- diyebileceğimiz nadir insanlardır. Aslında tam da bunu dile getirmek istiyorum. Unutmayın !  Arzu ve isteklerimiz yerine gelmediği zaman o kişi dünyanın en kötü insanı değildir. – Bana -iyi gelmiyorsun- demeyi bilmemiz gereklidir.  Buradan gerçekten bir mesaj vermek istiyorum herkese. Sizler kabul etseniz de etmeseniz de fikirler,düşünceler değişebilir. Hatta hatta alışkanlıklarımızın yerini - bunu asla yap(a)mam - dediğimiz zamanlarda gelebilirbirBir diğer konuda arkadaşlarımız ya da dostlarımızın bunaşaşırak bakması bugünlerde kafamda bir alay konusu olmaya başladı. Neden mi peki ? İnsan sürekli seven aşık olan ya da değişen bir varlıktır. Aslında insanı insan yapan da bu dur. Bu bir sitem yazısı olmasın o halde. Daha normal bir duruma çevirmek adına şöyle örnek verelim. Tercihini Sarı saçlı  kumral kadınlardan kullanan birinin zamanla gülüşünden dolayı esmer kıvırcık saçlılara doğru yöneltmesi kadar normal bir durum . Neden peki tercihlerimiz ya da seçimlerimiz bizim bu kadar  sabit olması gerektiğini söylüyorlar. Kim bilir belki de iç sesimiz konuşuyordur.Uzun zaman önce bir arkadaşımız anlatıyor : Daha önce her şeyiyle mükemmel giden bir ilişkimin 2. Ayında fark ettim bunu. Kendisi çok bakımlı ve bilinçli biri.  Geziyoruz , vakit geçiriyoruz her şey on numara beş yıldız. Daha sonra fark ettim ki aslında ben bu kişiye aşıkolamıyorum. Sadece aşık olduğumu zannediyorum.Fikirlerimiz,düşüncelerimiz iyi hoş beni anlıyor beni seviyor hatta hatta değer verip daha önceki insanlara yapmadıklarını da yapıyor. Bundan eminim çünkü çocukluk arkadışımdı kendisi. Neden bitti diye sormadım açıkcası .Şaşırdı zaten. Direkmen söyledim. Bu kişiyle iyi ki daha fazla vakit geçirmedin çünkü sen bu seferde neden ben aşık olamıyorum diyecektin o kesinlikle kötü biri değil. Dedim.Hafifçe gülümsedi ve kahvesini yudumlamaya devam etti.Aslında burada da demek istediğim şudur:Hiç kimse iyi veya kötü değildir.Sadece bana iyi gelen insan vardır. Zaten o kişiler her zaman bulunmazlar. Alacakaranlıkta ki gibi gecenin belirli saatlerinde gelir ve yaramıza merhem olur gideler. Peki sana iyi gelmeyen kişiler ne yaparlar ?  Bu tarz insanları da yargılamamak onlara size iyi gelmeleri için vakit vermektebence bir yol olabilir. Dediğim gibi kötü insanlar demiyoruz kesinlikle. Sadece bana iyi gelmedin diyoruz. Çünkü bize iyi gelmeyen , bir başkasına iyi gelebilir. O halde bir taktik verelim. Bize iyi gelen bireylerin yanındaki bireyler de bize zamanla iyi gelmeye başlayabilir. Bi tür çekim gibi düşünelim. Dostumun dostu benimde dostumdur.İstanbul Psikoloji AtölyesiPsikolog Barış Yılmaz 25/10/2019 10:48

Uzman Klinik Psikolog Barış YILMAZ

HİSSİZLEŞTİREN HİSLERİMİZ
3 232 399

HİSSİZLEŞTİREN HİSLERİMİZ

HİSSİZLEŞTİREN HİSLERİMİZ​Sizlere, kendimizde ve çevremizde gördüğüm bir sorunumuzdan bahsetmek istiyorum.Hissizleşmek…Kimileri için bu durum çevresindeki insanlarda, kimileri için de kendisinde görülür oldu. Ne acı değil mi?Her şeye karşı ‘’Eyvallah’’ demeye başladık bile. Bu eyvallahlar daha sonra yerini kontrolsüzce hüzün ve öfkeye devretti.Aslında bu yazı da tekrardan kadın-erkek ilişkileri üzerine olacak. Şimdi biraz beyin fırtınası yaparak başlayalım o halde!Sorgulamak istediğim şeyler var ya da sorgulanmak istediğim…Hissizleşen toplumumuzda eşimizi de ne kadar o topluluğun içine katıyoruz? Neden,  değer verip bizim için zaman ayırıp bir şeyler yapıldığında bunun değeri gözümüzde kocaman bir sıfır oluyor? Sevmeyi ya da sevilmeyi bilmiyoruz muyuz? Hissizleşmek bu olsa gerek…Bir diğer bakış açımda ise sizinle paylaşmak istediğim şudur;Sevgili olmayı unuttuk. Yoğun iş temposu sebebiyle ve ekonomik olarak daha refah bir hayat sürmek için daha fazla çalışmak zorunda kalan toplumumuz, ne yazık ki sosyal anlamda birbirlerini daha az görmeye, daha az vakit geçirmeye başlamışlardır.Çiftler birbirlerine o kadar yabancı oldular ki fiziksel temas bir tek yatak odasında kaldı. Ne yazık ki daha kötü durumlar da var. Evliliklerin bitmesi için bu en büyük sebeptir. Kendimize ve karşımızdaki kişiye karşıhissizleşmek…Artık eskisi kadar değer vermemek bununla birlikte değer de görmemek büyük bir sorun haline geldi. Çiftler arasında ve toplum içinde artık kimse kimseye karşı iyi ya da kötü duygular besleyemiyor. Bunun nedenleri üzerinde durmamız gerekirse, en çok da iletişimsizlik kaynaklı problemler yaşıyoruz. Yanlış iletişim kurmak ne yazık ki becerilerimiz arasında.İletişimsizlikten kaynaklanan bu sorun, ilişkilerimize de yansımış durumda. Öyle ki incir çekirdeğini dahi doldurmayacak sorunların, büyütülmesi kaçınılmaz olur.İletişimsizlik ana başlık olarak geçtiğinde alt başlıkta ‘’empati kurmak’’ yer alabilir.Ünlü bir düşünürün de dediği gibi ‘’Birbirimizi anladığımız kadar, insanız.’’Aile veya çift terapilerimizde en sık karşılaştığım sorunlardan birisi, karşımızdaki kişinin bizi anlamadığını düşünüyor oluşumuz. Karşılıklı anlaşılamama durumu, çiftlerin dile getirdiği en büyük sorunlar arasında yer almakta. Çözüme ulaşmayan sorunlar karşısında sıfıra sıfır, elde var sıfır. Devamında gelen kaos ise kaçınılmaz ve elbette ki yıpratıcı…Kadınlar için söylüyorum;Kadınlar kimi zaman sadece karşılarındaki erkeğin onları anlaması için uğraşırlar.Bu onların güçsüz ya da ısrarcı olduğu anlamına gelmez. Çünkü anlaşılamamak kendilerine o kadar çok acı verir ki sırf anlaşılmak için bile olsa hiç beklemediğiniz durumlar ile sizi karşı karşıya bırakabilirler. İşte bu noktada erkeklere ufak bir uyarıda bulunmak istedim.Erkeklerin ise hissizleştiği veya değersiz hissettiğidurumlarda tepkileri şu olur; kızmak, bağırmak vedağıtmak. Peki, bu durumlarda ne yapmalıyız? Ya da ne tür bir yol çizip bu sorunu aşmalıyız?Size tavsiyem karşınızdaki kadın ise ve eğer size bir konuda bir şeyler izah etmeye çalışıyor ise onu sakince dinleyin. Onu anladığını ve dinlediğinizi hissettirmek için yavaşça jest ve mimiklerinizi kullanın. Bu onlara iyi gelecektir. Çünkü kadınlar anlaşıldığını hissettiği sürece karşısındaki erkeğe güvenir ve bağlanabilir. Bu durumun aksi olması halinde bin dereden su getirsenizde onun için mümkün değildir. Güvenli bağlanma bu noktada çok önemlidir.Peki, bu durumun gerçekleşmemesi durumunda,karşımızdaki kişinin psikolojisinde zamanla ne gibi etkiler bırakabilir? Biraz da ondan bahsedip noktayı bir sonraki yazılar için koyalım.Depresyon.Depresyon; kişilerde görülen ruhsal zemin kaymasıdır. Genellikle ani olur ya da planlı da gerçekleşebilir.Peki depresyonda olan kişilerde neler gözlemleriz,birazda onlardan bahsedelim.Gün boyunca uyuma isteği, yataktan çıkamama ve evden dışarı çıkmak istememek… Gün içerisinde hiçbir şey ile uğraşmadığı halde yorgun –bitkin- hissetmek ve somatik rahatsızlıklarda eklenebilir.Kimseyle iletişim kur(a)mamak ve doğal olarak bir şey paylaşmamak.Bu tür nedenlerle karşımıza çıkan depresyonunakabinde iştah bozukluğu takip eder.Ruh sağlığımızı korumak adına gerekli desteği alarak depresyon ile mücadele edebilir.Depresyon ile uygun savaşma metotlarını biz uzmanlar tarafından kazanabilirsiniz. Bu süreci tek başınıza aşmanız kesinlikle mümkün değildir. Umutsuzluğa düşebiliriz ve hiçbir zaman geçmeyecek hissine kapılabiliriz.Bizi değersizleştiren, hissizleştiren her şeyden herkesten uzak durmanızı dileğiyle… UZMAN PSİKOLOG BARIŞ YILMAZİSTANBUL PSİKOLOJİ ATÖLYESİ -0533 509 35 75 25/10/2019 10:46

Uzman Klinik Psikolog Barış YILMAZ

İLİŞKİLERİMİZDE ZAMANLA NEDEN SIKILIYORUZ
3 201 369

İLİŞKİLERİMİZDE ZAMANLA NEDEN SIKILIYORUZ

İLİŞKİLERİMİZDE ZAMANLA NEDEN SIKILIYORUZ?Şimdi durup bir düşünelim ya da düşünüp duralım! En baştan beri, bugüne nasıl olacağını belirlediğimiz, tırnaklarımızı kazıya kazıya geldiğimiz, sayısız hedeflerimiz vardı. Bu hedefler kimi zaman tuttu kimi zamanda -kıl payı dediğimiz seviyede-elimizden bir buz parçası gibi kayıp gitti. Ve biz onlara sadece uzaktan el sallayabildik! Şuan elimizdekilere bakalım ve daha önceden sahip olamadığımız bir nesneyi nasıl ve ne zorluklarla sahip olduğumuzu düşünelim. Bugün aslında toplumumuzda gördüğüm, en büyük sorun haline gelen sözcükten bahsetmek istiyorum.Toplanın o halde topluluk!‘’CANIM SIKILIYOR…’’O halde bu sözcüğü hem teleskopik hem de mikroskobik olarak inceleme vakti geldi. Bu pazar sabahı -tekrardan- can sıkıntısının nedenlerini ilişkilerimize uyarlayarak sizlere anlatmak istedim.İlişkilerimiz her zaman istediğimiz sekanslarda gitmeyebilir hatta bıkkınlıktan dolayı mola verdiğimiz dönem bile olabilir.Aslında, gerçekten bu durum yorulduğumuz için midir? Bu konuda evet diyenler yanılıyorlar, ilişkilerini bitirmek isteyenlerin en basit ve en yalan dolu sözleridir.İnsanlar ilişkide ne istediklerini bilmedikleri için değil nasıl isteyeceklerini bilmediği için bugün ‘’CANIM SIKILIYOR.’’ diyorlar.Peki neden, Afrika’daki Himba kadının, ‘’Canım sıkılıyor artık şehir hayatında yaşamalıyız!’’ dediğini gazetelerde ya da televizyonlarda görmüyoruz?Beşer her yerde beşer! Neden arzu ve isteklerimizi bu kadar kontrolsüzce harcayabiliyoruz? Bedava olduğu için olabilir mi?Ben parmağımı kaldırdım bile sizin yerinize.Arzu ve isteklerin ‘’yeterince’’ doyuramadığı bir çağda değil de ‘’daha çok’’ doyurmadığı bir çağa geldik.Anlaşılan isteklerimizin bu kadarda ışık hızında olması ‘’ÇOK SIKILDIM.’’ demek için yeterli.Nerede keyif alınarak yapılan haz ve tutkular?Nerede heyecan? Nerede meraklı bekleyişler? Biz yetişkinlerin yaptığı hatalar bitmeyecek anlaşılan. Önemli olan çocuklarımız. Biraz da onların furyadan etkilenişini konuşalım.Çocukları, bu tutum ve davranışları hakkında suçlamak doğru değil. Sizlere, kısa bir zaman önce konuyla alakalı bulunduğum bir tespitimden bahsetmek istiyorum.Kadınların, artan eğitim düzeyi ile birlikte iş hayatına girmeleri ve bunun sonucunda çocuklara verilen değer ve öz bakımın azalması hakkında oldu bu tespit.En sık kullandığımız sosyal ağ İnstagramda yaptığım anketler de bu durumu onayladı bile. Çocuklar kimi zaman hatalarımızı örtbas etmek için sessiz kalmayı tercih ederler.Artan iş temposundan ve geçim sıkıntısından ötürüeve dönülen geç saatlerde, çocuklarımıza  ’’Kaliteli Anne –Babalık’’ adı altında -sırf geçiştirmek adına aldığımız- basit bir oyuncak ya da çikolatanın sonucu da ‘’ÇOK SIKILDIM.’’ olabiliyor.Ya da onlar için sene sonunda planladığımız ve akabinde yanık tenlerle sadece onay almak için sorduğumuz o soru; ‘’Tatil nasıldı?’’Ve kısa bir süre sonra belki de tatil dönüşü aracınızdan daha inmeden çocuklarda öfke dolu bakışlar ve çevreyi süzmeler başlar. Yaşadığı travmalar ona öğretmiştir ki yine yatağına tek başına girecek ve öz bakımını yine kendisi üstlenecektir. Siz ona bu öfke dolu bakışların nedenini sorduğunuzda vereceği tek bir cevap vardır.’’ÇOK SIKILDIM.’’Bu sefer o da sizi değersizleştirmiş, yaptığınız onca şeyi kocaman bir sıfır olarak göstermiştir. Ne acı değil mi?Yaşanılan sayısız haz ve tutkular gösteriyor ki sadece doyumsuzluğu da etkilemiyor. Bazen insanlar,değersiz hissettiklerinde karşı tarafı da aynı bu şekilde değersizleştirebiliyorlar. Hatta bu beklemediğimiz en yakınımız bile olabiliyor. O halde çok sıkıldım dememek için ne kendimizi ne de başkasını değersizleştirmeyelim. Değersizleştireceğimiz tek şey acılarımızdan kurtulmak için yaptığımız ağız dolusu kahkahalarımız olsun.Olsun mu?Olsun.PSİKOLOG BARIŞ YILMAZ  İLETİŞİM İÇİN : 0533 509 35 75WEB : www.istanbulpsikolojiatolyesi.com📍Adres : Zuhuratbaba Mah. Dr.Tevfik Sağlam Cad. Didehan Apt No :3 D / 6 Bakırköy – İstanbulMAİL : yilmazbaris@outlook.com.trİSTANBUL PSİKOLOJİ ATÖLYESİ  25/10/2019 10:45

Uzman Klinik Psikolog Barış YILMAZ

İNSAN TEK AŞK DEĞİLDİR TEK AŞKLIDIR
6 161 468

İNSAN TEK AŞK DEĞİLDİR TEK AŞKLIDIR

İNSAN TEK AŞK DEĞİLDİR TEK AŞKLIDIRGüven esasına dayalı olur ilişkilerimiz aslında. Birimiz tutkulu bir şekilde bağlanırken karşı taraftaki sadece gündelik  ilişkileri için bizimle birlikte olabilir. Bizim ona güvenle bağlanmamız ona çok büyük bir anlam ifade etmeyebilir. Bu etkili bağlanmanın sonucunda kimileri büyük beklentileri alamaz ve aldatılan sıfatıyla karşımıza çıkabilir. Bugün daha spesifik bir konudan bahsedeceğim sizlere. Kafanızdaki düşüncelere tamamen değiştirecek ve ’’Bunu nasıl düşünemedim?’’ diyeceğiniz bir yazı olacağından eminim. Şimdi kafanızı boşaltın , ve bildiklerinizin tamamını sessize alın.Karşınızdaki kişinin sizi aldatması sizi sevmediği anlamına gelmez. Kimi zaman erkekler eşlerini daha fazla sevebilmek için ona en yakın kişileri bulur ve onlarla vakit geçirmekten zevk alırlar. Aslında bu durum kimileri için saçma ve alakasız gelebilir. Bu karamaşık ilişki onunla zaman geçirmek ya da onunla tensel anlamda bir şeyler yaşamak için değildir. Eğer aldatılmış bir kadın iseniz ve aldattığı kişi ile yakın bir ilişkiniz var ise onu şimdi düşünüp benzerlikleri birlikte sıralayalım! Ama bu düşünmenin bize gerçekten kazanımları nelerdir onaları incelemek için bakalım can acıtmak ya da daha fazla regresyona(Gerileme) uğramak için olmasın :• Giyim tarzı ve kullandığı takılar, küpeler, bunların renk ve kombinasyonlarının size benzerliği kimi zamanda birebir aynı olması … • Size karşı kullandığı sevgi sözcükleri , dokunuş ve bakışlar… • Ve cinsel anlamda sizi karşı kurduğu fanteziler ve davranışlar… Bunlar bence karşımızdaki kişinin bize ne kadar benzer olduğunu anlatacaktır. Bu durum partnerinizinikinci defa evlendiği kadında da göreceğiniz durumdur.Bir istatistiğe göre erkeler ikinci ilişkilerinde daha ben merkeziyeçi yaklaşıp kendi çıkarlarını gözetebileceği ilişkiler peşinde koşarlar. Ama zamanla onlar da bu tecrübesiz antrapoz dönemini narsist kimliklerine karşı geldiğini görür çevresine bunu yansıtmamak adına da olsa pişmanlığını  bellietmezler. Peki her erkek bu aldatmadan  ders çıkarır ve partnerine geri  dönmek ister mi ? Yine yapılan bir araştırmaya göre bu antropoz döneminin belli episodelarında erkek kimi zaman pişman olsa da  kapıyı çalıp bir çicekle herşeyiunutturacağını inanı. Ve kimi kadında bu durumu inanıp ‘’Çocuklarımın babasıdır sonuçda “ deyip kapının eşiğine tamamen arlarlar.Sevgili okuyucalarım ,Adatılmalar ve ilişkiler üzerine yaptığım çalışmalar  bana yine gösteriyor ki Kadınları bu kadar güçsüzleştiren şeyler erkekleri de  ister istemez büyük gösteriyor. Kadınların bu nedenli bağışlayıcı olması daha sonra ki zamanlarda zihinsel geviş getirmeyle biz uzmanların yanında devam ediyor. Bu süreç de kişilerin kafasında “Peki neden bana bu yaptı?” Sorusu kadını erkeğin gözünden küçültüp sizi daha da sevgi dilencisi gösterebilir. Kadında da  durum zamanla kalbini sanki bir dans pisti gibi gösterir. Neden peki tekrardan geriliyoruz?  Neden affettik diyip tekrardan bu soruları kendimize sorarız? Aradığımız cevap bize acı vereceği kesin olduğunu bile bile ondan duymak istediğimiz bir çift sevgi sözcüğü müdür? Ya da nedensiz bir öpücük mü ? Her şeyibırakalım o halde!  İyisi  mi şunu koyalım aşk çantamıza :İnsan TEK AŞK değildir TEK AŞKLIDIR..PSİKOLOG BARIŞ YILMAZTERAPİST  25/10/2019 10:43

Uzman Klinik Psikolog Barış YILMAZ

AŞKIN PSİKO-KİMYASI
5 128 425

AŞKIN PSİKO-KİMYASI

AŞKIN PSİKO-KİMYASIİnsanoğlunun bilme ve kendini anlama çabası çağlar boyu devam etmektedir. Bu bilme ve anlama arayışı sonucunda devamlı olarak aradığı yegane şey aslında ‘’Ben’’ kavramıdır.Ben ne olacağım? Ben nereden geldim? Nereye gidiyorum?Daha sonra insanlar ile etkileşime girer ve kendini bulma çabasında bir adım daha atar.Yalnız bu adımları atarken pek de sağlam adımlar atamaz. İnsan kendisini tam buldum, derken aslında yolun yarısına gelmemiştir bile... Bu bulma ve anlama arayışını en sonunda aşk dediğimiz göz yanılması ile devam ettirir.Evet evet, göz yanılması yanlış duymadınız!Çünkü aşk dediğimiz şey tamamen karşımızda görmek istediğimiz özelliklerin bütünüdür. Dolayısıyla aşk tamamen bütüncül olmasıyla aşk adını almıştır.Aşkı, şöyle tanımlayabilirim.Bir kadının kendisinde görmek istediği erkeksi yani maskülen özellikleri karşısındaki kişide araması. Erkek için de tam tersi olan feminen tarafını bilme ve anlama çabasıdır. Hem de eksiksiz ve kusursuz bir şekilde diyebilirim.Farkındaysanız yine burada incede olsa bir bencillik görüyoruz. Peki neden görmek istediğimiz “Beni” görmek isteriz?‘’Çünkü insan insanın kurdudur’’demiştir Hobbes.Temelde insanı en çok rahatsız eden durum karşısındakinin kendisiyle olan benzerliğidir aslında. Bu insana acı ve korku verir. Çünkü kendisi kadar acımasız bir bireyi görmek istemez karşısında. İnsan bu durumu kabul edemez ve oradan en kısa sürede uzaklaşmaya çalışır. Aslında sosyal toplumda da hepimizin bildiği normlar vardır.‘’İkinizde aynı karaktersiniz, o yüzden anlaşamazsınız.’’Derler.Bu durum, “Aşkın kimyasına aykırıdır.” diye düşünülür.Yazdığım birçok makalemde ve denemelerimde hepsininhayatımda gördüğüm, yaşadığım anılarımdan ibaret olması galiba beni size, sizi de bana bu kadar çok bağlayan bir neden oldu. Şimdi ise aşkın süresi ile alakalı bir bilgi vermek istiyorum.Yine klinik gözlemlerim sonucudur. Tanışmak, görüşmek ve birlikte olduktan sonra geçirilen süre sonunda en başta da dediğim gibi göz yanılması (aşk) üzgünüm ki sadece 6 ay gibi kısa bir süre sonunda bitmektedir.Bu süreç herkeste böyle mi işler?En azından gördüğüm ve çalıştığım insanların  %80 inde bu durumu gözlemledim, diyebilirim.Daha sonraki süreçte salgılanan endorfin hormonu ile güven,içtenlik ve sevgi devreye giriyor.Aslında birlikteliğimiz artık bu üçgenin etrafında dönüyor.Kötü haber ise şu;Aşk bitti. Artık aşık değilsiniz.Ardından devam eden hormonumuz ise oksitosin hormonudur. Bu hormon ile artık günümüz ilişkilerinin en büyük problemi olan ve birçok yazımda da yer verdiğim güven, sadakat devreye giriyor.Sözüm meclisten içeri olsun o halde.Kimilerinde bu hormon asla ve asla salgılanmıyor bile. Bırakın salgılanmayı önünden bile geçmiyor.Oksitosin hormonu bir tek çiftlerde ya da sevgililerde salgılanmıyor. Bu hormon annenin çocuğuna karşı beslediği güven ve sadakat için de önemlidir.Bununda özellikle altını kırmızı kalem ile çizmek istiyorum. Çocuğun anneye karşı güvenli bağlanması bu noktada çok önemlidir. Aşkın kimyası ve aşkın psikolojisi derken yine size yazacaklarımın bir kısmını daha kaleme almadan burada bitiriyorum.Aşk hormonun bol salgılandığı yaşamınız olması dileğiyle sevgi ile kalın…Uzman Psikolog Barış Yılmaz 0533 509 35 75İstanbul Psikoloji Atölyesi    25/10/2019 10:41

Uzman Klinik Psikolog Barış YILMAZ

ARZULANAN KADIN & ERKEK
0 211 498

ARZULANAN KADIN & ERKEK

ARZULANAN KADIN & ERKEKYine bir Pazar sabahı acil telaş laptopumu açıp siz değerli okuyucularıma bir tespitimi söylemek istiyorum. Bugün yine bildiklerinizi değiştirecek kendinizi ve karşı tarafı defalarca sorgulayacağınız yazımla birlikteyim.İnsanların çoğu sofrasının, özelinin ve eşyalarının bilinmesini ister,oysa akıl ve zeka geliştikçe insanda BİLİNME ARZUSU azalır. Gelişmemiş zekalar mal,mülk gösterişle başkalarını kıskandırarak kendilerini yüceltirken, gelişmiş zekalar yüceltilmeyi bilgiye, hakikate yöneltirPeki bu BİLİNME ARZUSU, Çoğumuz ünlü kişilerin daha çekici geldiklerini söyleriz . Bu konuda onlara ilgi duyar hatta hatta onların giyim kuşam ve yaşam tarzlarını birebir uygularız. Yapılan araştırmalara göre ilişkide kadınlar/erkekler daha çok esrarengiz kişilerin yani bilinme arzusu olmayan insanların daha çok çekici bulduklarını söylerler. Bilinme arzusu olmayan insanlar günümüz tabiriyle daha cool ve daha sakindir. Bu tür kişiler maddeye önem vermez,  daha çok detaylarda görür kişileri. Genellikle partnerleri her dateinde(Buluşma)  ona şapkadan tavşan çıkaracakmış gibi bakarlar. Aynı zamanda kafalarında büyük planlar kurar ve bunu uygulamak için sabıra ve zamana itatat ederler. İşlerini zora sokmamak için kimseye bilgi vermez , adımlarını çok sağlam ve dikkatli atarlar. Bu onların heyecanlarından dolayı değildir aksine rahat davrandığındandır.Heycan duygusu onların en büyük kartıdır.HEYECAN duygusunun kaybolması ilişkide zamanla kişiler arası monotonluğa yol açmaktadır. Bi tür hissizlik ve sadelik ile devam edilen ilişkilerin bitmesi ani ve hızlıdır. Aslında yine tamda burada bilinme arzusu devreye giriyor. Eğer ilişkilerimizde bilinme arzusunu saklarsak monotonluktan ve sadelikten uzak olur daima partnerimizi ilişkiye bağlı tutarız. Zaten hepimizin istediğide aslında budur daima ilkgün ki gibi bizi sevmesi, sarılması, öpmesidir. Bunu yapmak başlangıçdapartnerinize garip gelebilir ya da ona sıkıcı gelebilir. Ama ilişkinin her anlamda  uzun ve tutkulu olması açısından büyük bir faydası vardır. Kimileri için her ne kadar zor ve uğraştırıcı gelse de Bilinme arzusu yaşadıkcave tattıkça aslında sizi daha değerli ve benlik seviyesi yüksek bir insan haline getireceğinden emin olabilirsiniz. Partnerinizin sizin olan ilgisi gün ve gün arttıkça size bunu hissettirecek hatta hatta bozulan ya da evliyken devam eden ilişkiniz daha da alevlenecektir. Bilinme arzusu bir karakter değil bir davranış biçimidir aslında. Burada dikkat edilmesi gereken bir diğer husus ise karşımızdakine şu mesaj verilmemeli : Hersürprizi ben yapıyorum ya da ilişkinin gövdesi, kolu bacağı benim ben olmazsam olmaz türünde davranışlar bizi partnerimiz tarafından bir yanılgıya uğratabilir.Bu yüzden olabildiğince hassas davranmanız sizin faydanıza olacaktır.                                                                                                                                                                                                                                  PSİKOLOG BARIŞ YILMAZ 25/10/2019 10:39

Uzman Klinik Psikolog Barış YILMAZ

MOBİL MOBBİNG
0 219 539

MOBİL MOBBİNG

MOBİL MOBBİNG NEDİR ?Yaşantımızın sonucunda kazandığımız deneyimlerimiz hepsi birbirinden değerli ve özeldir. Yaşanılan her bir olayın bir nesne ile verdiği duygu tarif edilmez ölçüdedir. Nesnenin ne olduğunun hiçbir önemi yoktur. Nesne anne ya da bir cisimolabilir. Asıl olan nesne olmasıdır. Duygu düşüncelerimiz sonucu ortaya çıkan kimi tepkilerimizden bahsetmek istiyorum size aslında bugün. Ve bunların doğuracağı patolojiksonuçlarda cabası olsun.Günlük yaşamımızda en çok haksızlığa uğrayanlar kimlerdir diye sorsak vereceğiniz cevap hiç şüphesiz haksızlığa ve zulme karşı susanlar diyeceksinizdir. Oralardan bir yerden duyar gibiyim hatta. Peki ya susturulanlara ne demeli. İşte bugünde aslında tam anlatmak istediğim yere geliyoruz. MOBBİNG. Ben buna artık MOBİL MOBBİNG demeye başladım bile. Neden mi ? Çünkü online olarak ya da etrafımızda gezerekte bu işe maruz kalıyoruz. Maruz kalıyoruz çünkü maruz bırakılıyoruz.Yapılan araştırmalara göre mobbing uygulanması  en çokta plaza tarzı yerlerde yada devlet  dairelerinde üst makamdaki kişiler tarafında uygulanmaktadır.Peki o halde bu insanlar neden birbirlerine bu tür davranışlarda bulunuyorlar bir de uzman gözüyle bakalım ?Psikoloji , insan davranışlarının temelinde yatan duygu düşünce ve davranışları inceleyen bilim dalına denir. Bizde bu şekilde duyguyu, davranışı ve düşünceyi hep birlikte sesli bir şekilde düşünelim .Duygu: Yetersizlik, güçsüzlük, değersizlik, kabiliyetsizlik.Düşünce : Herşeyi kontrol altına alma ve ve her şeyden haber  alma isteği. İnsanların bu yetersizlik duygusunu fark etmemesi için elinden geleni yapma.Davranış :Kişiler ezme onları mahçup duruma düşürme, kötü söz , hakaret.Kişiler ve kişilerarası yapılan bu davranış biz psikologlar tarafından fark edildiğinde ise mobbingi uygulayan kişi bunu yaptığı için kimi zamanda şöyle bir bahane ile karşımıza çıkdığı doğrudur :İşlerini daha yapmaları için yapıyor, onlara motivasyonveriyorum.Bu sığ ve akılsız düşünceler tabi ki de çalışanlar tarafından fark ediliyor, ve onlara uygulanan bu mobile mobbing’e maruz kalmamak için seslerini çıkarıyorlar. Buradan siz değerli okuyucularıma da seslenmek istiyorum:Lütfen çalıştığınız iş yerinde veya kurumda bir iş arkadaşınız ya da kendiniz bu duruma maruz bırakılıyor iseniz lütfen müdürünüz ya da amiriniz ile konuşmanız da yarar görüyorum. Peki yetkili kişiler ile görüşüp halada onlara bir yaptırım uygulanmadı ise yapmanız gereken o halde tek şeybir psikoloğa gitmek olacaktır. Bunu lütfen tersi şekilde algılayıp yanlış anlaşılmalara yelken açmayalım. Benim sorunum yok sorunu olan kişi karşımda duruyor. Unutmayalım ki karşımızdaki kişinin kendisine verdiği zararın haddi hesabı zaten ölçülemez . Bizde onun bize uğrattığı etkilere daha da fazla maruz kalmamak ve en aza indirmek için geliyoruz. Pekineden en çok sana uygulanıyor diye düşündünGördüğüm klinik vakalar ve ve çalışmalar bana şöyle bir sonuç veriyor :Eğer gerçekten böyle bir saldırı başınıza geliyorsa ve devamında buna karşı ses çıkartmadan daha fazlası yapılıyorsa genellikle sizin- ÖZGÜVEN- ile alakalı yaşadığınız problemlerden dolayı zafiyetiniz kullanıyor ve size bu saldırıyı gerçekleştiriyordur. Kişiler genellikle toplum içerisinde kendisine yapılan bu tür mobile mobbinglere karşı tepki vermeyince uygulayan kişideki algı daha çok -Nasılsa olsa bana iş yerinde sesini çıkaramaz.-şeklinde oluyor. O yüzden bu nokta da karşı tarafa özgüven ile alakalı problemimiz olduğunu hissetirmemeli ve bu şekilde davrananlara karşı tepkimizi anında göstermeliyiz. Bize karşı yapılan haksızlığa zamanla ses çıkartmayarak devam etmek aslında kendimize yaptığımız büyük bir haksızlık değil midir? Peki sonuçları neler oluyor birazda bu pencereden bakmak,kendimizi daha iyi bir dürbünle izlemek daha da açıklayıcı olacağını düşünüyorum.Her zaman karşılaştığım sorunlara hem teleskopik hem de mikroskobik olarak yaklaşmayı tercih ediyorum. Bunların en çok da biz de doğuracağı psikolojik sorunlar nelerdir diye sorarsanız en başta söyleyeceğim hastalık –ANKSİYETE -(KAYGI BOZUKLUĞU) olucaktır. Nedeni ise kişi bu durumda her zaman kaygı duyacak acaba sıra ne zaman bana gelecek diye devamlı pimi çekilmiş bomba gibi hissettirilecektir.Akabinde devam eden rahatsızlık –DEPRESYON- olması da kaçınılmazdır. Zaten iki rahatsızlığın bir arada görülmemesi çok nadirdir. Bu noktada dediğim gibi kar-zarar analizi yaptığımız zaman yerinde ve doğru tepkiler verilmediği zaman başımıza gelecekleri güzelce özetleyen bir tablo oldu bu. Kaybettiklerimiz farkındaysanız sessizliğimizin önüne geçip hem bize hem de çevremize zarar verecek kadar bir tablo ile karşılaştırdı. Umarım bu yazım bütün mobbing mağdurları ve bu mağduriyeti yaşayanlar için bir son olur. Onlar için bir ışıktan daha da öte bir aydınlık olsun.İSTANBUL PSİKOLOJİ ATÖLYESİUZMAN PSİKOLOG BARIŞ YILMAZ 25/10/2019 10:37

Uzman Klinik Psikolog Barış YILMAZ

50 YAŞINDAN ÖNCE TERKEDİLMESİ GEREKEN 7 ALIŞKANLIK
11 279 425

50 YAŞINDAN ÖNCE TERKEDİLMESİ GEREKEN 7 ALIŞKANLIK

1. Kırgınlık, küskünlük:Bu duygu zehir içip bir başkasının bundan ölmesini beklemeye benzetiliyor. Herhangi bir kimseye duyulan kırgınlık insanın içinde olumsuz duyguların birikmesine, bunlar da hastalığa neden oluyor.2. Hareketsizlik:Birçok bilimsel araştırma hareketsizliğin yaşam süresini kısalttığını ve çeşitli hastalıklara neden olduğunu gösteriyor.3. Şekerli içecekler:Şekerli içeceklerin diyabet ve obezitenin önemli nedenlerinden olduğu konusu tartışılmaz. Bunlar yerine maden suyuna birkaç damla elma sirkesi ve limon suyu ekleyerek serinletici ve lezzetli bir içecek elde edebilirsiniz.4. Erteleme:Bedeniniz size çok erken belirtiler verir, bunlara duyarlı olup dikkate almak lazım. Erteleyerek ileride geri dönülmez zararlar görebilirsiniz.5. Sağlığınızın sorumluluğunu doktorunuza bırakmak:Sağlığınızı korumak sizin sorumluluğunuzdur. Sağlıklı insanlara baktığınızda çok az doktora gittiklerini, sağlıklarını korumak için kendilerinin çaba gösterdiğini görürüz.6. Düzensiz ve yetersiz uyku:Aynı saatlerde uyumak ve uyanmak hormonları düzenleyeceğinden daha sağlıklı olmamızı sağlar. Özellikle yaş ilerledikçe bir rutininiz olması işe yarayacaktır.7. Enerji vampirleri:En yakınlarımızda yaşam enerjimizi düşüren, bizi olumsuzluğa sürükleyen insanlar olabilir. Bu durumları fark edip onlardan uzaklaşmak sağlığımız için iyi olacaktır. Yaşam enerjisi yüksek insanların arasında olmak sağlık açısından çok önemlidir.Özet Çeviri: Nurçin ÇağlarKaynak: https://yurielkaim.com/bad-habits-list/ 18/10/2019 08:26

Pratisyen Dr. Habib Altın

GRİP AŞISI NEDİR,YAPTIRMALIMIYIZ?
6 270 400

GRİP AŞISI NEDİR,YAPTIRMALIMIYIZ?

Dünya Sağlık Örgütü virüsün değişikliklerini yakından takip edip, aşı içeriği için yıllık önerilerde bulunur. Her yıl aşı içeriği Dünya Sağlık Örgütü’nün tavsiyeleri dikkate alınarak hazırlanır.Son yıllarda kullanılan aşılarda influenza A’nın iki alt tipi ve influenza B’nin de bir alt tipi yer almaktadır. Hazırlanan aşı ile dolaşımda saptanan virüslerle antijenik benzerlik varsa aşı %50-80 korunma sağlayabilir. Sağlıklı erişkinlerde aşı ile sağlanan koruyucu antikor düzeyi influenza A için %80’in üzerinde bildirilmiştir. Yaşlılarda koruyuculuk daha düşük olmakla birlikte komplikasyonları ve ölümleri azalttığı bilimsel yayınlarla gösterilmiştir.Grip Aşısını Her Yıl Yaptırmalı mıyım?Her yıl mevsimsel gribe neden olan grip virüsü değişebilmektedir ve grip aşısının içeriği Dünya Sağlık Örgütü tarafından bir yıl önce salgın yapan virüs tiplerinin belirlenmesi ile geliştirilmekte ve aşının içeriği de bu uygulamaya bağlı olarak her yıl değişmektedir. Aşı, yapıldığı grip sezonu için etkili olmaktadır. Bu nedenle; eskiden geçirilmiş grip hastalığı ya da uygulanmış grip aşısına bakılmaksızın mevsimsel gribe karşı etkin bir korunma sağlanması için her yıl grip aşısı yaptırılmalıdır. Aşının koruyucu etkisi, aşı yapıldıktan iki hafta sonra başlayacağı için aşının en uygun zamanı, gribin sık görülmeye başladığı dönemden hemen öncesidir. Ekim ve Kasım ayları grip aşısının yapılma zamanı olarak tercih edilmelidir. Aşılanmayanlar kişiler ise mart ayının sonuna kadar aşılanabilir. Aşının koruyuculuğu yaklaşık 6-8 ay sürer. Grip aşısı kimlere uygulanmamalıdır?Grip aşısı 6 aylıktan küçük çocuklara, hamileliğinin ilk 3 ayının içinde bulunanlara ve ciddi yumurta alerjisi ya da aşı içeriğinde bulunan herhangi bir maddeye karşı ciddi alerji öyküsü olanlara, daha önce herhangi bir mevsimsel influenza aşısı ile ciddi (hayatı tehdit eden) alerji öyküsü olanlara uygulanmamalıdır. Grip aşısının yan etkileri nelerdir?Grip aşısı sonrası %15-20 oranında aşı yerinde ağrı, kızarıklık, şişlik oluşabilir.Tüm vücudu etkileyen yan etkiler ise son derece nadirdir (%1’in altında) ve ateş, halsizlik, kas ağrısı gibi yan etkiler (eğer görülürse) aşıdan 6-12 saat sonra başlamakta ve 1-2 gün içinde kendiliğinden geçmektedir.Her biyolojik üründe olduğu gibi grip aşısı uygulanmasından sonra da alerjik reaksiyon görülebilir.Grip aşısı sonrası grip hastalığının görülmesi genellikle tesadüfen olabilir. Grip aşısı teknik olarak inaktive yani ölü bir virüs aşısı olduğundan vücuda canlı virüs verilmediğinden aşıya bağlı grip hastalığı oluşamaz. Aşıların her zaman tam teşekküllü sağlık merkezlerinde veya hekim kontrolünde uygulanması önerilir. 03/10/2019 03:22

Pratisyen Dr. Habib Altın

Akrep sokması: Belirtiler ve tedavi yolları… Akrep sokunca ne yapılmalı?
13 236 414

Akrep sokması: Belirtiler ve tedavi yolları… Akrep sokunca ne yapılmalı?

Ölümcül olabilen akrep sokmalarının belirtileri nelerdir?Akrebin sokmuş olduğu bölgede küçük bir iğne izi görülür. Burada 15 dakika ile 2 saat sonra şiddetli ağrı ve yanma duygusu ile sıcaklık artışı olur. Akrebin soktuğu yerde kızarma, morarma, adale krampları, titreme ve karıncalanma olabilir. Huzursuzluk, havale gözlenebilir. Susuzluk duygusu, ağızdan salya akması, baş dönmesi, baş ağrısı, yutma güçlüğü, kusma, titreme, ter dökme, sayıklama, kramplar, vücudun uç bölgelerinde duyarsızlık gibi belirtler gitgide ağırlaşmakta olan hastada görülen zehirlenme belirtileridir, ölüm genellikle koma, solunum felci ya da kalp durması sonucu, 12-48 saatte gelişebilir. SOĞUK UYGULAMA Akrep sokmalarında ilkyardım nasıl olmalıdır?* Akrep sokmasında ilk yapılacak şey, akrebin soktuğu bölgenin biraz yukarısından uzuvu bağlamaktır. * Şişme nedeniyle sargı sıkılaşınca, sargının çözülüp yeniden fazla sıkı olmayacak bir biçimde bağlanması gerekmektedir.* Sokulan bölgenin bağlanması, zehirin vücuda yayılma hızını azaltır. Sokmanın olduğu bölge hareket ettirilmez, yatar pozisyonda tutulur. * Yaraya soğuk uygulama yapılır, * Yara üzerine hiçbir girişim yapılmaz. * Ağrı için ağrı kesici ilaç kullanılabilir. Tetanoz aşısı da yaptırılmalıdır. 31/08/2019 17:18

Pratisyen Dr. Habib Altın

İNSÜLİN DİRENCİ VE OBEZİTE
8 189 423

İNSÜLİN DİRENCİ VE OBEZİTE

Tanım olarak obezite vücudun yağ oranındaki artıştır. Her ne kadar obezite tanım ve sınıflamasında vücut kitle indeksi (VKİ) (boy ve vücut ağrılığı kullanılarak hesaplanan bir değerdir. Vücut ağırlığının kg olarak, boya m2 cinsinden bölünmesi ile elde edilir. Bu değer 30 kg/m2 ise obezite olarak kabul edilir) kullanılıyor olsa da, nadiren bu değerle bazı kişilere yanlışlıkla obezite tanısı konulabilir (ağırlığın büyük kısmı kas olabilir, örneğin; sporcular). Ancak genellikle sahip olunan fazla kilolar yağ formunda olduğundan, bazı özel koşular haricinde VKİ halen en geçerli ve yaygın kullanılan obezite tanımlama ve sınıflama aracıdır. Vücutta biriken bu aşırı yağ, özellikle karın içi organlarda ve çevresinde depolanmaktadır. Bu bölgede depolanan yağ dokunun en önemli özelliği bazı hormon ve faktörleri salgılayabilecek kapasitede olmasıdır. Bu faktör ve hormonlar iştah kontrolü, metabolik hız, insülinin etkisini göstermesi (başlıca etki şekerin vücut tarafından kullanılmasını sağlamaktır) ve sistemik yangı (iltihap, inflamasyon) üzerine etki eder. Bu yolla da uzun dönemde kanser, Tip 2 Diabetes Mellitus, kalp ve damar hastalıkları, hipertansiyon ve hiperlipidemi gibi ciddi sorunların gelişiminde rol oynar. Obezite vücuttaki yağ doku fazlalığı olduğundan ve yağ doku da hormon yapan bir endokrin organ (salgı bezi) olarak kabul edildiğinden, endokrinolojik bir hastalık olarak kabul edilmektedir.İnsülin direnci, kabaca salgılanan insülinin hücre üzerinde etkisini gösterememesidir. İnsülin direnci, alınan fazla kalorilerin, karın içinde yağ olarak depolanması ve bu yağ dokudan salınan hormon ve faktörlerin etkisi ile ortaya çıkan bir durumdur, yani obezitenin sonucudur. Çok nadiren ailesel özellikte insülin direnci de görülebilir. İnsülin direncinde insülinden beklediğimiz normal etkilerin ortaya çıkması için daha fazla insülin gerekir. Bu fazla insülini salgılamak için, en kaba tabiriyle kan şekerini ayarlamak için pankreas daha fazla insülin salgılamak, daha fazla çalışmak zorunda kalır. Bu da kanda insülin düzeylerinin yükselmesine neden olur. Ancak insülinin şekeri hücre içine sokmak dışında büyüme ve hücre çoğalması ile ilişkili olaylarda da etkisi vardır. Bu etkileri göstermede ise bir direnç söz konusu değildir. Bundan dolayı insülin direnci olan bireyin vücudunda, yüksek insülin düzeyleri ile bu olaylar abartılı olarak sürdürülmüş olur. İşte bu abartılı yollar da kanser, damar sertliği, kadınlarda kısırlık, tüylenme ve yumurtlama bozuklukları gibi hastalıkların gelişmesine neden olabilir. Önceden de bahsettiğimiz gibi insülin direnci sıklıkla bir neden değil, bir sonuçtur. Kısacası kazanılan fazla yağ dokunun bir sonucudur ve bu fazla yağ dokunun kontrollü olarak azaltılması ile düzelebilir bir durumdur. Dahiliye - İç HastalıklarıAyşe Nur İZOL TORUN 27/08/2019 19:14

Pratisyen Dr. Habib Altın

ŞEKER HASTALARI İÇİN ÖNERİLER
5 118 370

ŞEKER HASTALARI İÇİN ÖNERİLER

**ŞEKER HASTALARI İÇİN ÖNERİLER** ▪ Şeker hastaları düzenli egzersiz yapmalı. Egzersiz ve spor, kan şekerinin kontrol altına alınmasını sağlar. Aynı zamanda kan dolaşımını hızlandırarak kilonun kontrol altına alınmasına katkı sağlar; kan yağlarının miktarlarını düşürür. ▪ Aşırı egzersiz ve spor, şeker hastaları için tehlike arz eder. Ağır tempoda yürümek, merdiven inip çıkmak gibi egzersizler, idealdir. ▪ Yüksek kolesterol içeren gıdalar ya az tüketilmeli, ya da kaçınılmalı. Günlük 200 miligramdan fazla kolesterol almamayı hedefleyin. ▪ Bir günde 2,3 gramdan az sodyum almayı hedefleyin. Günde 3 gramdan fazla tuz tüketmemeye gayret gösterin. Bununla birlikte, aynı zamanda hipertansiyonunuz varsa günde 1,5 gramdan daha az sodyum almalısınız. ▪ Yemeklerinizi evde yemeye gayret edin ve mümkünse kendiniz hazırlayın. Dışarıda yiyeceğiniz bir öğün, diyetinizi bozabilir. ▪ Günlük kalori alımına dikkat edin. Her gün aynı düzeyde kalori almalısınız. Farklı oranlarda kalori alımı, kan şekeri dengenizi bozar. ▪ Atıştırmalık olarak ceviz ve badem gibi kuruyemişleri tercih edin. ▪ Bir kilo sebze yemeği için en fazla 2 yemek kaşığı yağ kullanın. ▪ Çay veya kahveleri yemeklerden en az 1 saat sonra için. Günde en fazla 2 kahve veya 3-4 bardak açık çaydan fazlasını tüketmeyin. ▪ Şeker oranı yüksek meyveler yerine ekşi meyveler tercih edin. Yazar: Dr. Hakan Kutluay 16/07/2019 10:27

Pratisyen Dr. Habib Altın

Güneş Gözlüğü Alırken Nelere Dikkat Etmeliyiz?
0 300 491

Güneş Gözlüğü Alırken Nelere Dikkat Etmeliyiz?

Güneş Gözlüğü Alırken Nelere Dikkat Etmeliyiz?Güneş ışınları, göz içindeki merceği erken sertleştirerek genç yaşta katarakt oluşturabilir. Retina tabakasına yanık etkisi ile kalıcı tahribat yapabildiği gibi fazla güneşe maruz kalanlarda, gözde et denilen iç kısımdaki doku dejenerasyonlarına yol açabilmektedir. Yani güneşin etkisi ile normal dokusu bozularak gözün önündeki saydam tabakaya doğru gelişip görmeyi bozabilir. Son yıllarda bahsi geçen ozon tabakasının incelenmesi atmosferin bu zararlı UV ışınlarını süzme işini azaltmaktadır. Dolayısıyla son yıllarda güneş ışınları içindeki ültraviyole artısı sebebi ile daha zararlı hale gelmiştir. Güneş gözlüğü bir aksesuar olmanın yanında gözünün korunması için son derece gereklidir. Güneş Gözlüğü Alırken Nelere Dikkat Etmeliyiz?1. Gözlük camının renginin her yerinde aynı olup olmadığına bakılmalı. Koyudan açık tonlara doğru olan renk spektrumda güneş gözlüğü alınacak ise aynı rengin tonlarının olmasına ve cam renginin üstte koyu, altta açık olmasına dikkat edilmeli.2. Güneş gözlüğü alırken mutlaka sertifikası istenmeli.3. Polaroid polarizasyon filtreleri, UV ışınlarına karşı koruma sağlamakta, ayrıca rahatsız edici parlama ve yansımaları ortadan kaldırdığı için polaroid polarizasyon filtreli camlar tercih edilmelidir.4. Cam rengi açık veya koyu olabilir ama camın mutlaka UV filtresi olmalıdır.5. Güneş gözlüğündeki trendlerden önce gözlüğün yüzü uygun olup olmadığına dikkat etmelidir.6. Güneş gözlüklerinde öncelikle kahverengi ve duman renklerindeki camlar tercih edilmelidir.7.  Açık renk göz koyu renge göre daha çok güneşe daha duyarlıdır. Bu sebeple açık renk göze sahip olanlar gözlük alırken daha dikkatli olmalıdır. Yazar: Dr. İbrahim UYGUNERMakale Tarihi: 26/08/2011 13/07/2019 10:37

Pratisyen Dr. Habib Altın

GÜNEŞ YANIKLARI
0 209 524

GÜNEŞ YANIKLARI

Güneş Yanığı Nedir ? Güneş yanığı cildin ultraviyole (UV) ışınlarına maruz kaması ile oluşur. UV ışınları güneşten gelir ve güneş altında uzun süre kalındığında bu yanıklar oluşur. Güneş yanıkları bulutlu günlerde de oluşabilir çünkü UV ışınları bulutlar içerisinden geçebilir.Güneş yanıklarını oluşmasına neden olan diğer bir yol ise solaryumdur. Solaryum ile UV ışınları doğrudan vücuda yönlendirilerek yanık oluşur.Güneş Yanıklarından Neden Kaçınmalıyım ?Güneş yanıklarından kaçınmak son derece önemlidir. Çünkü yüksek oranda güneş yanığı olanlar, önemli bir takım problemlerle karşılaşabilirler. Bunlar:·Cilt Kanseri — Cilt kanserinin birçok çeşidi bulunmaktadır. Bunların çoğu kolaylıkla tedavi edilebilmektedir. Fakat güneş yanıkları ciddi bir cilt kanseri tipi olan “melonoma” ya yakalanma riskini artırır.·Yaşlılıkta cilt kırışıklığı ve diğer cilt problemleri.·Gözde katarakt oluşumu.Dağ yada rakımı yüksek yerde kalıyorsanız, açık renkli saçlara sahipseniz yada birtakım ilaçlar  kullanıyorsanız kolaylıkla güneş yanıklarına maruz kalabilirsiniz.Güneş Yanığının Belirtileri Nelerdir ?Güneşte kalınan 3-5 saat süreden sonra belirtiler kendini gösterir. Bunlar:·Kızarıklık·Acı·Dokununca ısı artışıBazı durumlarda güneş yanıkları ciddi olabilir ve  aşağıdakilere neden olur.·Su toplama·Şiddetli acı·ŞişlikNasıl Tedavi Olabilirim ?·Ağrı kesici kullanmak·Yanıklar için losyon yada sprey kullanımı.·Kızarıklık ve acı geçene kadar güneşten uzak durmaDoktora Görünmeli miyim ?Eğer güneş yanıklarınız ciddi ise doktorunuza başvurmalısınız.Güneş Yanıklarından Korunabilir miyim ?Güneş yanıklarından korunmak için:·Gün ortasında güneş ışınları güçlü iken güneş ışınlarından uzak durunuz.·Olabildiğince gölgede durunuz.·Güneş Koruyucu krem ya da sprey kullanmak. Bu ürünleri vücudunuza uygulamalı ve 2-3 saatte bir tekrar etmelisiniz.·Güneş gözlüğü kullanmak·Solaryum uygulaması kullanmayınız Yazar: Dr. Pınar AKANMakale Tarihi: 15/03/2011 12/07/2019 09:48

Pratisyen Dr. Habib Altın

Diyet Yapmak ve Kilo Vermek
11 231 521

Diyet Yapmak ve Kilo Vermek

Hepimiz günlük beslenme trafiğimiz ve aldığımız tüm sıvılarla vücudumuza değişik oranlarda kalori alırız. Bu tıpkı arabamıza benzin koymak yada bankaya para yatırmak gibidir. Günlük aktivitelerimiz;yürüyüşler, çalışmalar, hareketler hatta bilinçsiz gerçekleşen vücut aktiviteleri bu aldığımız kalorilerden harcanır. Bu da aynı arabamızın benzin harcaması veya atm’ lerden para çekmek gibidir.Ancak aldığımız kalori miktarı harcadığımız kaloriden fazlaysa bu bize kilo ve yağlanma olarak geridöner. Bu anlamda belli bazı hastalıklar için yapılan kalori ve beslenme diyetleri hariç (diyabet,çöliyak, hipertansiyon,v.b) yapılan diyetler alınan kalori miktarını harcananla dengeleyerek kişilerizayıflamaya yöneltmek amacı ile desteklenir.Herhangi bir diyete başlarken veya uygularken mutlaka bir hekim ve diyetisyen kontrolünde diyetlerebaşlamak, diyete başlamadan mutlaka gerekli bazı tetkikleri de yaptırmak gerekir.Güncel hayatta, medya da uygulanan popüler yöntemler her zaman herkese uygun olan yöntemlerolmayabilir. Bununla birlikte mutlaka diyetlere kişinin yaş ve sağlık durumuna göre yürüyüş ve/veyaspor eklemek gereklidir. Bu harcanacak kalori miktarını arttıracak aynı zamanda da rutinde kişinindiyet sonrası hayatı için bir bilinç düzeyi oluşturmasına imkan verecektir.Günümüzde değişik amaçlarla uygulanan yüzlerce diyet modeli mevcuttur. Bu diyet modellerindekişinin yaşı, cinsiyeti, günlük aktivite ve çalışma durumu büyük önem taşır.Herkese sağlıklı ve zayıf günler dileriz. Yazar: Dr. Bedri Ergun TOPSEVERMakale Tarihi: 15/03/2011 12/07/2019 09:41

Pratisyen Dr. Habib Altın

PANİK ATAK
5 110 516

PANİK ATAK

PANİK BOZUKLUK (Panik Atak)Panik bozukluğu kendiliğinden, beklenmeyen panik atak oluşumu ile belirlidir.Panik ataklar çarpıntı ve takipne gibi bedensel belirtilerin eşlik ettiği,genellikle bir saatten kısa süren şiddetli anksiyete veya korku periodlarıdır. Günde bir çok ataktan bir yıl boyunca birkaç atağa kadar değişir. Panik bozukluk sıklıkla halka açık yerlerde yalnız kalma korkusu olan agorafobi ile birlikte bulunur. Bu yerler özellikle kişi panik atak geçirdiğinde hızla uzaklaşmasının güç olduğu yerlerdir..Panik Atak Nedir ?Aşağıdaki semptomlardan dördünün ya da daha fazlasının birden başladığı ve 10 dakikaiçinde en yüksek düzeyine ulaştığı ayrı bir yoğun korku ya da rahatsızlık duyma döneminin olmasıdır.1.Çarpıntı,kalp atımlarını duyumsama ya da kalp hızında artma2.Terleme3.Titreme ya da sarsılma4.Nefes darlığı ya da boğuluyor gibi olma duyumları5.Soluğun kesilmesi6.Göğüs ağrısı ya da göğüste sıkıntı hissi7.Bulantı ya da karın ağrısı8.Baş dönmesi, sersemlik, düşecekmiş ya da bayılacakmış gibi hissetme9.Derealizasyon(gerçek dışılık duyguları) ya da depersonalizasyon(benliğinden ayrılmış olma)10.Kontrolünü kaybedeceği ya da çıldıracağı korkusu11.Ölüm korkusu12.Paresteziler(uyuşma ya da karıncalanma duyumları)13.Ürperme ya da sıcak basmaları Yazar: Dr. Murat BİLGİLİMakale Tarihi: 05/05/2011 11/07/2019 09:07

Pratisyen Dr. Habib Altın

SAĞLIKLI UYANMAK İÇİN YAPILMASI GEREKENLER
2 184 490

SAĞLIKLI UYANMAK İÇİN YAPILMASI GEREKENLER

1 - Uyku öncesi cilt temizliğiUykuya hazırlanırken, yatağa girmeden en az bir saat önce yüzün temizlendiğinden emin olunmalı. Dermatologların da önerdiği üzere, uyumadan önce cildin salgıladığı yağlar, ölü hücreler ve toksinlerin arındırılması tüm gece cildin kan akışını düzene sokarak, kendini yenileyebilmesine olanak tanıyor.2 - Uyku pozisyonuOmurganın ve vücudun rahat edebileceği bir şekilde, omuz ve boynun incinmemesine dikkat edilmeli. Gece boyunca tüm ağırlık omurgada olacağından düzgün bir yatış pozisyonuna, omurganın şeklini koruyabilmesi ve sabah olası bir tutulmayı önlemek için önem veriliyor.3 - Rahat bir yastıkBoynu oranlı bir şekilde destekleyecek iki yumuşak yastık veya 5 cm kalınlığında 3 adet yastık, kanın tek bir yerde toplanmaması ve baş ağrısı yaşamadan uyanabilmek için gerekli bir önlem olarak görülüyor.4 - Yüzünüzü temizleyinKirlenen bir yüzü her gece temizlemek işinize yarayacaktır.5 - Aç uyumayınSabah aynada göreceğiniz yüzün solgun değil canlı ve taze bir görünümde olması için, uyumadan önce et, makarna, pilav gibi protein ve karbonhidrat ağırlıklı olmamak üzere, hafif bir öğünle beslenmek öneriliyor.6 - Sütİyi bir uykunun sırrı olarak bilinen melatonin hormonunu yeterince salgılayabilenlerin güne güzel başladıklarına dikkat çekilerek, uykuyu destekleme ve derinleştirme yönünden süt, en güçlü doğal içecek kabul ediliyor.7 - Alarmı 15 dakika erkene alınUyanılacak saatten en az 15 dakika önceye alarm kurarak, sadece aniden yataktan fırlamanın ve panikle uyanmanın önüne geçildiği gibi ani kalkışların kısa bir süre içinde yeniden uyku bastırması olarak sonuçlanması engelleniyor. Isınma hareketleriyle, vücut güne, daha sağlıklı ve uykusunu almış başlar.8 - Havalı saçlarGece boyu başın üstüne yatılarak ezilip sönen saçlarla sabah vakit kaybetmemek ve aynaya bakınca gülümseyebilmek için, uyumadan önce yapılacak küçük bir şekillendirici takviyesi, güne başlarken kendinizi iyi hissetmenizi sağlayabilecek önemli bir ayrıntı olarak gösteriliyor.9 - Bol su içinGün içinde en az 8 bardak içmenin faydası kanıtlanan su, sabah kalkar kalkmaz da içildiğinde hem gece boyu susuz kalan vücudun ihtiyacını gideriyor hem de cildinizin kurumasını önlüyor.10 - Kafeinden uzak durunÖzellikle uyku vaktine yakın kafein veya alkol tüketmek, kalitesiz bir uyanışa zemin hazırlıyor. Kahve, kola gibi gibi uyarıcı kafeinleri günün öğleden sonra saatlerinde tüketmeyi kesmek ve akşam yemeğinde bir kadehten fazla şarap içmemek uyanırken yaşanılan zorlukları azaltıyor. Yazar: Dr. Bedri Ergun TOPSEVERMakale Tarihi: 15/03/2011 11/07/2019 09:02

Pratisyen Dr. Habib Altın

TATİLDE SAĞLIK
1 130 352

TATİLDE SAĞLIK

Çoğumuz, seyahat, eğlence ve heyecan için sabırsızlanıyoruz ve yaz tatili için seyahat hazırlıkları yapıyoruz. Unutmamak gerekir ki yolculuk sırasında, sık sık baş ağrısı, mide ağrısı, bitkinlik ve diğer potansiyel olarak ciddi sağlık sorunları yaşayabileceğimiz aklımıza gelmez. Planlama, esneklik, mizah ve olumlu bir tutum sağlıklı seyahat etmek önemli unsurlarıdır.Son dakika aceleden kaçınmak, güvenli ve sağlıklı bir seyahat büyük bir rol oynar. Küçük şeyler, en az ayda 1 kez ama geziden önce mutlaka bir doktoru ziyaret etmek, seyahatten önce stresi büyük ölçüde azaltabilir. Erken planlama, seyahat ederken endişe verecek olasılıkları düşünmek tedbir almamızı kolaylaştırır. Sağlık sigortanız, yabancı bir ülkeye seyahat mi? Aşı veya başka bir ilaç gerekliliği var mı? Yedekleme için gözlük veya kontak lenslerden fazladan bir çift var mı? Eğer sağlıkla ilgili bir sorun varsa, tıbbi geçmişi ve mevcut ilaçlar özetleyen doktor antetli bir mektubu doktorunuzdan almak çok önemlidir. Inhaler kullananlar için veya bir sağlık sorununu tedavi etmek için kontrollü bir madde kullanımı varsa, doktorunuzun bu cihaz ya da ilacı neden gerekli olduğunu açıklayan bir mektup yazması da çok iyi olur.Kullandığınız İlaçlar içinGideceğiniz yere ve kalış süresine bağlı olarak, aşıların yeterli ve güncel olup olmadığını öğrenmek önemlidir. Hepatit A, hepatit B ya da diğer aşılar ziyaret edilecek bölge için doktorunuza danışmanız gereken ve kendi kontrol etmeniz gereken şeylerden biridir.Ayrıca dünyanın bazı bölgelerinde antimalaryal ilaçlar gerekebilir. Düzenli ilaçlarımızın, en az iki katı miktarı yanımızda taşımak iyi bir tedbir olabilir. Tam bir tedarik paketi yanımızda ki taşıma çantasında diğeri bagajımız da olursa birinin kaybolması durumunda sıkıntı yaşamamızı engeller. İlaçları taşıma sıcaklığı da bu ilaçların taşınması sırasında önemli bir etkendir. Kendi kişisel ilk yardım çantası hazırlayın ve ihtiyaç duyabileceğiniz her şeyi olup olmadığını görmek için doktor ya da hemşireniz ile kontrol edebilirsiniz.Rahatsız yolculuk ve jet lag6 saatten uzun süren uçuşlarda ayak bilekleri ve ayaklarda şişmeye (ödem) neden olabilir. Bunu önlemek için, yolculuk esnasında kısa yürüyüşler ve uçuş sırasında sık sık kaslarınızı germe hareketleri yapmak önemlidir. Seyahatle ilgili sinüs ve kulak sorunları hakkında endişe duyuyorsanız, kalkış saatinden 30 ila 40 dakika önce bir ağız ya da burun dekonjestanı alabilirsiniz.Jet lag uzun süren uçuşlarda çok yaygındır ve ajitasyon, uykusuzluk, konsantrasyon zayıflığı, ve genelleştirilmiş yorgunluğa yol açabilir. Riskini azaltmaya yardımcı olmak için, önce alkollü ve gazlı içecekler almamak ve uçuş sırasında, seyahatiniz boyunca her gün bol miktarda su veya meyve suyu içmek, sizi gideceğiniz yere vardığınızda kendinize gevşeme zamanı ayırmak önemlidir. Yeni yemek ve uyku düzenine mümkün olduğunca çabuk geçin.Mide bulantısıÇeşitli reçetesiz satılan ağızdan alınan ilaçlar mide bulantısını rahatlatmak için kullanılabilir. Yine bilek bantları veya ilaçlı cilt yamaları, bazı kişiler de daha iyi sonuç verebilir. İşin sırrı, eğer onlara gerçekten ihtiyacımız varsa kullanmaktır.Yüksek irtifalara çıkacaksak, yüksek basınç kayak veya yürüyüş gezisini berbat edebilir. Mümkünse, orta yükseklikte bir gün geçirmek ya da vücudun yavaş yavaş yüksekliğe uyum sağlamalarına yardımcı olmak gerekir. Yine, önceden plan yapmak ve yükseklik hastalığını önlemek ve bu konuda ki ilaçlar hakkında doktorunuza danışın.Temiz Gıda ve SuYaklaşık her 10 gezginden 6 sında ishal ile sorun vardır. En yaygın nedenleri gıda ve su’ dan kaynaklanmasıdır. Soğuk büfeler, salatalar, soğuk tatlılar, süt ve pastörize olmayan süt ürünleri konusunda özellikle dikkatli olun. Deniz ürünleri, sığır eti, domuz eti ve çiğ, az pişmiş, tütsülenmiş, salamura, ya da tuzlu gıdalardan uzak durun. Sosisten kaçının. Eğer bir restoranda yemek yemeden önce, tuvaletleri kontrol edin; kirli ise, gıda hazırlama prosedürleri de riskli olabilir.Avrupa ve diğer sanayileşmiş ülkelerde su kaynakları genellikle güvenlidir, ancak emin değilseniz, düzgün mühürlü şişelenmiş su kullanın. Kişisel su filtreleri, virüsleri ortadan kaldırmaz bu yüzden de  tavsiye edilmez. Sıcak çay, sıcak kahve, gazlı içecekler, bira, şarap ve taze meyve suları, muhtemelen güvenlidir ama su veya buz içeren karışık içkiler riskli olabilir. Alkol içeren içecekler  klasik düşüncenin aksine mikropları öldürmez.Güneş yanığı, böcekler ve yüzme tehlikeleriKoruyucu giysi, güneş koruyucu kremler ve böcek kovucular, dünyanın birçok yerinde çok önemlidir. Her zaman 15 koruma ya da daha yüksek bir güneş kremi kullanın, güneşin çok sıcak ya da gökyüzünün bulutlu olduğunu düşünmüyor olsanız bile. Çocuklarla seyahat ediyorsanız, özellikle böcek kovucular hakkında doktorunuza danışın.Tatlı su gölleri, göletler, nehirler, ya da akarsular da yüzmek bazı ülkelerde tehlikeli olabilir. Klorlu havuzların ve tuzlu suyun genellikle güvenli olduğunu, ancak denizanası ve diğer deniz canlılarının yaralanmalara sebep olacağını unutmayın.Rahatlayın ve maceraların tadını çıkarın. Seyahat de rahatsızlıklar bile olsa sonunda güzel anılarınız olsun.Dr. Ergun TOPSEVER Yazar: Dr. Bedri Ergun TOPSEVERMakale Tarihi: 15/03/2011 11/07/2019 08:54

Pratisyen Dr. Habib Altın

UYKU APNESİ
4 168 492

UYKU APNESİ

Uyku apnesiUyku apnesi, uykunuzu böler ve gece nefes almanızı etkiler. Gün boyu uykulu hisseder ve konsantre olmazsınız. Tedaviler birçok insanın belirtilerini rahatlatabilir.Uyku apnesi nedir?Uyku apneniz varsa, birkaç saniye için nefesinizin durması gece boyunca defalarca olur. Bunun meydana gelmesinin sebebi, gırtlağınızdaki kasların gevşemesi ve hava akışının engellenmesidir.İki saniye sonra beyniniz bu problemi algılar ve vücudunuza tekrar nefes aldırır. Boğuk bir sesle uyanabilirsiniz. Bu olay bütün gece birkaç defa olur böylece derin bir uyku içinde kalmazsınız.Belirtileri nelerdir?Kısacası uyandığınızda farkında olmazsınız. Belki ilk belirtileri fark edenler eşiniz ya da ailenizdeki diğer insanlar olacaktır. Gün boyu uykulu olabilir, konsantre olmakta güçlük çekebilir ya da uyandığınızda yorgunluk hissedebilirsiniz.Ciddi bir uyku apneniz varsa, uyanık olmanız gereken bir durumda karşı konulmaz bir arzuyla uykunuz gelebilir. Uykunuzu bozan daha birçok şey vardır. Problemlerin nedenini bulmak için doktorunuza görünmeniz gerekmektedir.Tedavi yöntemleri nedir?Şiddetli bir uyku apnesi kendi kendine iyileşmeyecektir. Böylece tedavi olmak gerekir. Size yardımcı olarak deneyebileceğiniz tedavi yöntemleri vardır, fakat bu yöntemlerin kesinliği hakkında net bir şey söylemek mümkün değildir.Doktorlar sigara içiyorsanız bırakmanızı ve alkolden uzak durmanızı tavsiye ederler. Bu, diğer bir yandan uyumanıza yardımcı olur. Gece uyku apnesine yardımcı olacak burnunuzun içine hava üfleyen (ya da burun ve ağza) maske takmak. Bu tedaviye Sürekli Pozitif Havayolu Basıncı (CPAP) denilmektedir.Esnek bir tüp yardımıyla bir hava pompasına tutturulmuş bir maske takarsınız. Hava akımı, hava yolunuzun açık kalmasına yardım eder. Özellikle şiddetli uyku apneniz varsa, CPAP yönteminin gün boyunca daha dinç hissettirebildiği ve uykunuzu düzelmeyebildiğine dair birçok olumlu çalışma bulunmaktadır. Fakat maskenin yan etkileri de bulunmaktadır. Araştırmalarda,10 kişiden 4’ünde ağız kuruluğu ve 10 kişiden 7’sinde hapşırma, yaklaşık 10 kişiden 6’sında burun akması görülmüştür. Zaten bunlar aleti kullanmaya başlamadan önce de oldukça yaygın belirtilerdir. Maske takmayı rahatsız edici bulabilirsiniz.Aşırı kiloluysanız, muhtemelen doktorunuz kilo vermenizi tavsiye edecektir. Fakat uyku apnesiyseniz, kilo vermenizin iyileşmenize yardımcı olup olmayacağı konusunda çok fazla bir araştırma yoktur.Obez insanlar için aşırı miktarda kilo kaybı (vücut ağırlıklarını yüzde 70 ve yüzde 30 arasında) gece uyanma aralıkları sayısında büyük bir düzelme görülür. Ancak çok fazla kilo kaybı, çoğu insanda mide ameliyatları gerektirir. Bir araştırmada vücut kilolarından yüzde 10’nu kaybeden insanların uykularında düzelme saptanmıştır.Şiddetli uyku apneli insanlar ameliyat olurlar. Büyük bademcikli ve lenf bezli insanlar, uyku apnesi olurlar. Yapılacak bir ameliyatla büyük bademciklerin ve lenf bezlerinin alınmasıyla düzelebilirler. Başka bir operasyonla boğazınızın en üstündeki dokunun birazı alınarak hava yolunuz genişletilebilir. Ancak ameliyatlar bazı insanlara yardımcı olabilir. Genellikle tavsiye edilmez. Bunun nedeni, çoğu insan için uyku apnesinin tekrar ortaya çıkmasıdır.Bazı insanlar uyku apnesi için ilaçlar kullanırlar, özellikle maske takamayanlar.  Bu kişilere, diğer nefes problemleri için kullanılan ilaçlar, antideprasanlar, sakinleştiriciler ya da uyku şekillerini düzelten ilaçlar verilebilir. Fakat araştırmalara göre, uzun süre ilaçların çoğu yardımcı olmaz.Bu tür ilaçları kullanmadan önce mutlaka doktorunuzla görüşmeli ve onun önerisi olmayan ilaçları kullanmamalısınız. Yazar: Dr. Bedri Ergun TOPSEVER 10/07/2019 16:04

Pratisyen Dr. Habib Altın

BESİNLERLE KANSER İLE NASIL MÜCADELE EDEBİLİRİZ?
0 179 493

BESİNLERLE KANSER İLE NASIL MÜCADELE EDEBİLİRİZ?

Tek başına hiç bir gıda, kanser riskini azaltmaz. Ancak gıdaların doğru kombinasyonu, fark yaratmak için yardımcı olabilir. Yediğimiz yemeklerin en az üçte ikisi ve daha fazlası bitki temelli besinlerle bir denge halinde, üçte biride hayvansal proteinlerden oluşması önerilir.Meyve ve sebzeler, kanserle savaşan besinler açısından zengin özelllikler içerir. Bu besinler, sağlıklı bir vücut ağırlığına ulaşmak ve korumaya yardımcı olduğu gibi aynı zamanda da ikincil olarak kansere giden yoldaki riski azaltmaya yardımcı olabilir. Ekstra kilolu olmak, kolon, yemek borusu ve böbrek kanseri de dahil olmak üzere, birden fazla kanserler için riski artırır. Sağlıklı bir şekilde hazırlanan, günde en az beş porsiyon hedeflemek kanser riskini azaltmada önemlidir.Önemli bir B vitamini olan Folat, kolon, rektum ve meme kanserlerine karşı korunmada yardımcı olabilir. Kahvaltı masanızda bolca Folata yer verebilirsiniz. Zenginleştirilmiş kahvaltılık tahıllar ve kepekli ürünler, iyi birer folik asit kaynaklarıdır. Yine portakal suyu, kavun, karpuz ve çilek kahvaltıda önerilen B vitamini kaynalarıdır.Diğer önemli folik asit kaynakları, kuşkonmaz ve yumurtadır. Ayrıca, tavuk karaciğeri, fasulye, ayçiçeği tohumu, ıspanak ya da marul gibi yeşil yapraklı sebzeler de de folik asit bulabilirsiniz. Pek çok Kanser Derneği'ne göre, folik asit almanın en iyi yolu bir ilaç yerine ancak yeterli meyve, sebze, ve zenginleştirilmiş tahıl ürünleri yemektir.Salam, sosisli sandviç gibi işlenmiş etler kolorektal ve mide kanser riskini arttırabilir. Ayrıca, tütsülenmiş ya da tuz ile korunmuş etlerin yenmesi de potansiyel kansere neden olabilir ve/veya risk oranını yükseltir.Domatese kırmızı rengini veren pigment olan Lİkopen konusunda bir şey net değildir. Ancak bazı çalışmalarda, prostat kanseri de dahil olmak üzere çeşitli kanser türlerinin riskini azatlığı söylenmektedir. Çalışmalar ayrıca, işlenmiş domates ürünleri, meyve suyu veya sos olarak domatesi önermenin kanserle savaşma potansiyelini arttırabildiğini söylemektedir.Kanıtlar hala çok net olmasa da, çay, özellikle yeşil çay, güçlü bir kanser savaşçısıdır. Laboratuvar çalışmaları yeşil çayın, kanser gelişen kolon, karaciğer, meme ve prostat hücreleri üzerinde bu hücrelerin büyümesini yavaşlatmış veya engellemiştir. Ayrıca akciğer dokusunda ve deride de benzer bir etkisi vardır. Ve uzun süreli yapılan bazı çalışmalarda, çayın, mesane, mide, ve pankreas kanserleri için kanser riskini düşürmesi ile ilişkili bulunmuştur.Üzüm ve üzüm suyu, özellikle mor ve kırmızı üzüm, resveratrol içerir. Resveratrol’un kuvvetli antioksidan ve anti-inflamatuar özellikleri vardır. Laboratuvar çalışmaları, bu hücrelerin kanser sürecini tetikleyen hasarları engellediği görülmüştür. Üzüm yemenin, üzüm suyu veya şarap içmenin kanseri önlediği ya da tedavi ettiğini söylemek için yeterli kanıt yoktur.Alkol ağız, boğaz, gırtlak, yemek borusu, karaciğer ve meme kanserleri ile bağlantılıdır. Alkol aynı zamanda kolon ve rektum kanseri riskini artırabilir.Su, sadece susuzluğunu giderir, ama mesane kanserine karşı koruyabilir. Mesane, kanserine yol açan potansiyel ajanların, su seyreltilmesi ile konsantrasyonları azalır bu da düşük risk anlamına gelir. Ayrıca, daha fazla sıvı içmek, daha sık idrara çıkmaya neden olur. İşte böylece ajanlar mesane ile temas eden ajanın mesane de kalma süresi de azalır.Fasulye, sizin için kanserle savaşta yardımcı olabilir bu hemde hiç de sürpriz değildir. Fasulye, vücut hücrelerinde kansere yol açabilecek hasarlara karşı korunmak için birkaç güçlü fitokimyasallar içerir. Laboratuarda bu maddelerin tümör büyümesini yavaşlattığı ve komşu hücrelere zarar veren maddelerin serbest kalarak tümör oluşumunu engellediği görülmüştür.Sebzelerden brokoli, karnabahar, lahana, Brüksel lahanası, Çin lahanası ve kara lahana. Bu sebzelerde bulunan bileşenler vücudunuzun, kolon, meme, akciğer, ve serviks gibi kanserlere karşı korumaya yardımcı olabilir.Hardal, marul, lahana, hindiba, ıspanak ve pazı gibi koyu yeşil yapraklı sebzeler, lif, folat, ve karotenoid açısından zengindir. Bu besinlerin, ağız, gırtlak, pankreas, akciğer, cilt ve mide kanserine karşı korunmaya yardımcı olabilir.Çilek ve ahududu fitokimyasal "ellagic asit içerirler. Bu güçlü antioksidan aslında bir seferde, bazı kanserlerin devre dışı bırakılması, kanser hücrelerinin büyümesini yavaşlatan çeşitli yollarla kanserle mücadele edebilir.Yaban mersini de güçlü antioksidanlardandır. Kanser ile başlayan, sağlığımızı destekleyen geniş bir özelliğe sahiptir. Antioksidanlar, serbest radikallerin hücrelere zarar vermeden vücudu arındırarak kanserle mücadele eder.Vitaminler kansere karşı korunmaya yardımcı olabilir. Fakat bu vitaminleri gıdalarla doğal yoldan almak en iyisidir.Kaynak: 1.American Cancer SocietyAmerican Institute for Cancer ResearchMedical News TodayMichaud, D. The New England Journal of Medicine, May 6, 1999.  Yazar: Dr. Bedri Ergun TOPSEVER 10/07/2019 14:26

Pratisyen Dr. Habib Altın

BOĞAZ AĞRISI
7 163 459

BOĞAZ AĞRISI

Boğaz ağrısı bir hastalık değildir. Boğaz ağrısı hastalıkların belirtisidir ve sıklıkla bir enfeksiyondan kaynaklanır. Enfeksiyonların kaynağı genelde virüsler ve bakterilerdir.Boğaz ağrısına en sık viral (virüslerden kaynaklanan) enfeksiyonlar sebep olur. Genelde tedavi gerektirmeden 1 hafta içinde kendiliğinden iyileşirler. Tedavide antibiyotik’in yeri yoktur. Boğaz ağrısı ile birlikte burun akıntısı, kaşıntı, halsizlik, kırgınlık, hapşırık gibi belirtiler eşlik eder. Viral hastalıklar hızlı bulaşırlar ve genellikle damlacık yolu denilen havadan ve/veya aynı eşyaların (havlu, bardak, kaşık, v.b) kullanılmasıyla daha hızlı yayılırlar.Boğaz ağrısı yapan bir diğer kaynak bakterilerdir. En sık karşılaşılan bakteri tipi toplumda da sık bilinen streptokok cinsi bakterilerdir. Bu bakteriler boğaz dışında da enfeksiyon oluşturabilir, kalp kapakçıklarında ve böbreklerde de rahatsızlıklara neden olabilirler. Bakteriyel hastalıkların tedavisinde yeterli süre ve yeterli dozda uygun bir antibiyotik kullanılması gereklidir.Boğazda meydana gelen Bakteriyel enfeksiyonlar;1.    Tonsillit: Bademciklerin iltihabı2.    Farenjit:  Yutak duvarının iltihabı3.    Larenjit: Gırtlağın iltihaplanmasıdır. Ses kısıklığı, nefes darlığı, öksürük gibi belirtilerle kendini gösterir.Diğer boğaz ağrısı sebepleri daha az sıklıkla görülmekle birlikte tümörler ve travmalardır. Bir haftadan fazla süren ses kısıklığı, nefes alma güçlüğü, yutma güçlüğü, kilo kaybı, boyunda ele gelen şişlik balgam ve tükürükte kan görülmesi gibi şikayetleriniz varsa mutlaka doktorunuza gitmenizi öneririz.Boğaz ağrısına neden olarak sayabileceğimiz bir diğer etken olarak boğazımızı tahriş eden sebeplerdir.1.    Kirli hava2.    Sigara3.    Reflü4.    Sinüzitte oluşan geniz akıntısının boğazı tahriş etmesi,5.    Akciğer enfeksiyonlarında oluşan balgamın boğazı tahriş etmesi,6.    Geniz eti, burun eğriliği, burun polipi gibi burun solunumunun yeterli olmayıp ağız solunumu yapılan durumlar7.    Sesini aşırı kullanan kişilerde (öğretmenler,şarkıcılar, v.b.)8.    Alkol9.    Aşırı sıcak ve soğuk yiyecek, içecekler, aşırı baharatlı yiyecekler10.    Yanlışlıkla veya intihar amacı ile alınan yakıcı maddeler de boğazda tahriş yapan diğer etkenlerdir.Kendi Başıma Neler Yapabilirim?1.    Yeterli beslenmeye dikkat etmeli,2.    Bol sıvı tüketmeli3.    Ortam havası nemlendirilmeli4.    Asitli içecekler, çok soğuk veya çok sıcak içeceklerden ve yemeklerden sakınmalı5.    Boğazımızı kurutmamak sık sık ılık su içilmeli6.    Sigara, kirli havalı ortamlar ve kapalı mekanlardan kaçınmalıBana Ne Olacak?Genelde boğaz ağrıları 1 hafta içerisinde kendiliğinden geçer. Ancak boğaz ağrısı geçmiyor ve sıklıkla tekrarlıyorsa, nefes almada güçlük, yutma güçlüğü, uzun süreli ateş, vücutta döküntü, boyunda ele gelen bezeler, balgamda kan görülmesi gibi belirtiler varsa mutlaka doktorunuza başvurunuz. Yazar: Dr. Bedri Ergun TOPSEVER 10/07/2019 14:14

Pratisyen Dr. Habib Altın

ANNE SÜTÜNÜN FAYDALARI NELERDİR?
1 300 417

ANNE SÜTÜNÜN FAYDALARI NELERDİR?

Anne sütü; her zaman sterildir, ısı derecesi idealdir. Besin ögesi bileşimi bebeğin gereksinmelerine uygundur.Koruyucu etmenleri içerir. Sindirime yardımcı aktif enzimler içerir (yağ sindirimi için lipaz). Enfeksiyonu önler.Hormonlar ve büyümeyi sağlayan ögeleri içerirAnne sütü alan bebeklerde solunum yolu ve mide-barsak enfeksiyonları daha az görülür.Anne sütü verilmesi orta kulak iltihabı riskini azaltır.Anne sütü çene ve diş gelişimini sağlar.Bazı kronik hastalıkların oluşma riskini azaltır (tip I diyabet, çölyak hastalığı, obezite, koroner kalp hastalığı gibi).Alerjiye karşı koruyucudur ve bebeği pişikten korur.Bebeğin ruhsal, bedensel ve zihinsel gelişimine yardımcı olur.Ucuzdur, hazırlama sorunu gerektirmez.Anne ve bebeği arasındaki duygusal bağı güçlendirerek sevgi dolu bir ilişkiyi kolaylaştırır.Annenin sağlığını korur. Emziren annelerde göğüs kanseri, yumurtalık kanseri, kemik erimesi ve kansızlık (anemi) oluşumu azalır. Anne sütü rahmin eski haline dönmesine yardımcı olur, anneyi aşırı kan kaybından korur.Anne Sütü Verilirken Dikkat Edilmesi Gereken NoktalarDoğumdan sonraki ilk yarım-bir saatte emzirmeye başlanmalıdır. Em­zirme süresince (öncesi ve sonrası) bebeğe hiçbir içecek verilmemelidir.İlk 6 ayda bebeklere sadece anne sütü verilmelidir. Tamamlayıcı be­sinlere 6 aydan önce başlanmamalıdır.6 ayın üzerindeki tüm bebekler tamamlayıcı besin almalıdır ve anne sütüne tamamlayıcı besinler ile birlikte 2 yaşına kadar veya daha fazla devam edilmelidir.Bebeğin aldığı ilk süt (ağız sütü) besleyicidir ve az miktarlarda emme bile süt üretimine yardımcı olur.Süt üretimini arttırmak için, bebekle anne doğumdan sonra aynı oda­da olmalı ve emme hemen başlamalıdır.Anne laktasyon dönemine uygun, yeterli ve dengeli beslenmeli, bol sıvı tüketmelidir. Anneye her gün süt, ayran, limonata, şerbet, şekerli taze meyve suları verilmeli, çay ve kahveden uzak durması söylenmelidir.Annenin dinlenmesi sağlanmalıdır, anneye ruhsal yönden yardımcı olunmalıdır. Bebeği ile tensel temas kurmalıdır.Anneye özgüven kazandırıcı yakınlık ve ilgi gösterilmeli ve sakinleşmesi sağlanmalıdır.Bebekler anne sütü ile beslendikleri dönemde büyüme ve gelişme açısından mutlaka izlenmelidir.Kaynak:http://www.ailehekimligi.gov.tr Yazar: Dr. Bedri Ergun TOPSEVERMakale Tarihi: 08/01/2013 10/07/2019 14:05

Pratisyen Dr. Habib Altın

ALERJİ NEDİR?
7 193 466

ALERJİ NEDİR?

Alerjiler, bağışıklık sisteminin anormal bir tepkisidir. Alerjileri olan kişiler, çevrede genellikle zararsız maddelere tepki veren bir bağışıklık sistemine sahiptir. Bu maddelere (polen, küf, hayvan tüyü, vb) allerjen denir.Genelde her 10 kişiden 2 si alerjiden muzdariptir. Alerjinin yaygın nedenleri  arasında gıda alerjileri, süt alerjisi, çimen, ot, ağaç polenleri ya da çeşitli nedenlerden  kaynaklanan mevsimsel alerjiler ve kedi-köpek alerjileri gelir. Gözlerde kaşıntı, hapşırma, burun tıkanıklığı, burun akıntısı, hırıltı, nefes almada zorluk, kramp, kusma gibi rahatsız edici belirtilere neden olabilir. Alerjik cilt hastalıkları, döküntü ve kaşıntılı ciltlere neden olabilir.Herkesin alerjisi yoktur. Ancak anne yada babasında alerjisi olan kişilerde %50, her ikisinde de alerji olan kişilerin %75 oranında alerjisi olması beklenir.Alerjik Reaksiyon sırasında neler olur?Öncelikle, bir kişi, solunum, yutma ya da cilt üzerinde veya cilt altında olmak üzere bir alerjene maruz kalmaktadır. Bir kişi alerjene maruz kalması sonrasında, bir dizi alerjik reaksiyon oluşur.Vücut allerjeni bağlamak için IgE denilen özel bir tür antikor üretmeye başlar.Alerjenlere karşı IgE, oluşan mast hücresi denilen bir kan hücresine de bağlanarak kanda çeşitli kimyasal maddelerin serbest bırakmakılmasına neden olur. Ana kimyasal olan “Histamin” bu maddelerden biridir ve  alerjik bir reaksiyona en çok  Histamin neden olur.Alerjik Reaksiyon Belirtileri Nelerdir?Solunum ya da cilt alerjenlerine karşı oluşan bir alerjik bir reaksiyonun ortak belirtileri şunlardır:-Kaşıntılı, sulu gözler-Hapşırma-Kaşıntılı, burun akıntısı-Döküntüler-Hasta veya yorgun hissetmek-Kurdeşen (kırmızı lekeler yükseltilmiş bir döküntü)Gıda alerjilerinde mide krampları, kusma veya ishal görülebilir. Böcek sokmalarında, özellikle arı ya da diğer böcek sokmalarında alerjik reaksiyon olarak  lokal şişme, kızarıklık ve ağrı meydana gelir. Yazar: Dr. Bedri Ergun TOPSEVERMakale Tarihi: 17/11/2011 10/07/2019 14:01

Pratisyen Dr. Habib Altın

AĞRILI ADET GÖRME(DİSMENORE)
1 276 416

AĞRILI ADET GÖRME(DİSMENORE)

Ağrılı âdet, size kendinizi kötü hissettirir ve hayattan zevk almanızı engeller. Fakat ilaç almanın yanı sıra yapabileceğiniz şeyler ve kendinizi daha iyi hissetmenize yardımcı olabilecek tedaviler vardır.Ağrılı döneme ne neden olur?Çoğu kadın adetlerinden önce ya da süresince kasığının alt kısımlarında (alt karın) ve bazen sırtlarında ya da bacaklarında ağrı duyar.Ağrı genellikle başka bir sağlık problemi değil adete bağlı bir ağrıdır. Araştırmacılar vücudunuzun yaptığı prostaglandin denilen birçok kimyasalın ağrıya neden olduğunu düşünür. Bu kimyasallar rahimi sıkar (kasılma) ve adet boyunca rahim astarını iter.Bazı kadınların başka bir sağlık sorunu yüzünden adetleri ağrılıdır. Örneğin; Endometriyozis (kadınların alt kasıklarında rahim astarlarında bir parça büyüdüğü zaman), bir enfeksiyon ya da yumurtalıklarında kist (yumru) olabilir. Büyük ihtimalle yaşlandıkça sağlık sorunlarından kaynaklanan ağrılarınız olacaktır.Belirtileri nelerdir?En yaygın belirti genellikle alt kasığın (alt karın) ortasında keskin spazmlar (kramp)’dır. Bacaklarınızın arkasında aşağıya doğru ve sırtınızın daha aşağısında ağrınız olabilir.Bazı kadınlar mide bulantısı ve kusma hissedebilir. Diğerleri baş ağrısı ve baş dönmesi hissederler. Kadınların çoğu, adet ağrısı kanama başladığı zaman ve adetlerinin en yoğun günleri boyunca en kötü hale gelir.Aşağıdakilerden herhangi birini yaşarsanız doktorunuzla konuşmalısınız;•    Diğer dönemlerde ağrı (âdetinizin ilk birkaç günü değil),•    Seks süresince ağrı,•    İlaçların geçirmediği ağrı,•    Vajinadan normalden daha farklı akıntı.Ağrınızın başka nedenleri olabilir ve doktorunuz bu nedeni bulmak isteyecektir.Tedavi yöntemleri nedir?Ağrıkesiciler ağrılı adet dönemine yardımcı olabilirler.  Steroid yapıda olmayan iltihap önleyici ilaçlar (NSAID) adet ağrısı için en etkili ilaçlardan biri gibi görünür.Ancak doktorunuza danışmadan bı ilaçları kullanmamanızı öneririz.Bazı NSAID’ler müzmin karın ağrısı ve baş ağrısı gibi yan etkilere yol açabilir.  Uzun dönem NSAID alan kişiler (genellikle artirit gibi durumlar için) mide kanaması ve ülser olma riski taşırlar. Bazı NSAID’lerin felç ya da kalp krizi geçirme riskini yükseltme gibi sonuçları olabilir. Fakat uzun süreyi aşkın bu ilaçları çok yüksek dozda alımında olur.  Diğer ağrı kesiciler aspirin ve parasetamol ağrılı adetlerde için denebilir.Bu ilaçlar NSAID‘ler kadar işe yaramaz ve aspirin, müzmin karın ağrısına neden olabilir. Parasetomol alırsanız ciğerlere çok fazla zarar verebileceği için tavsiye edilen dozda almaya dikkat etmek gerekir.Ağrıkesici kullanmak istemiyorsanız, B–1(Vitamin de denir) ya da E vitamini takviyeli ilaçlar almanın ağrılı adetleri olan bazı kadınlara yardımcı olduğu gözlenmiştir.Çin’e özgü bitki ilaçları da yardımcı olabilir. Birçok kadın adet ağrısını önlemek için doğum kontrolü hapları alırlar. Fakat bu ilaçların işe yarayıp yaramadığı hakkında çok fazla araştırma yoktur.Kendi kendinize yapabileceğiniz şeyler;Bazı kadınlar kasıklarına sıcak uygulayarak parasetamolden daha iyi sonuç aldığını düşünürler. Sıcak su şişesi veya ılık bir banyo yapmayı da deneyebilirsiniz.Mikrodalgada ısıttığınız bir şey ya da kendiliğinde ısıtmalı bir plaster kullanabilirsiniz.  Bunları bir eczaneden ya da internet üzerinden satın alabilirsiniz. Sıcak cildinizi kızartabilir fakat birkaç gün sonra iyileşecektir.Diğer tedaviler;Adet ağrınız şiddetli ve diğer tedaviler yardımcı olmuyorsa, doktorlar adeti tamamen kesen hormon tedavisi yazabilir. Fakat bu pek yaygın değildir. Araştırmacılar Akupunktur, B-12 takviyeli vitaminler, magnezyum takviyeleri, balık yağı, mıknatıs, rahatlama ve egzersiz ile adet ağrısı için bir çok farklı tedavileri incelemişlerdir.Doktorlar işe yarayıp yaramayacağından pek emin değiller, çünkü çok fazla araştırma yoktur.Bana ne olacak?Gençken ağrılı adetiniz oluyorsa adetleriniz yaşınız ilerledikçe daha iyi olabilir. Birçok kadın bebek sahibi olduktan sonra adetlerinin daha az ağrılı olduğunu söyler.Ağrılı adet olan kadınların daha sonra hayatlarında ne olduğu hakkında çok fazla şey bilinmiyor fakat doktorunuz, ağrıya neden olan şeyi bulursa size yardımcı olacak tedaviyi de bulabilir. Yazar: Dr. Hakan ÖZÖRNEKMakale Tarihi: 05/05/2011 10/07/2019 13:55

Pratisyen Dr. Habib Altın

ASTIM
1 254 465

ASTIM

Astım bronş denilen akciğer içi hava yollarının sürekli iltihabi bir hastalığıdır. Bu iltihapalerjiye veya sık geçirilen enfeksiyonlara bağlı gelişebilir.Astımda: -Havayolları iltihaplı ,şiş ve kızarıktır,-Havayolları iltihaba bağlı daralmıştır,-Havayollarında aşırı duyarlık vardır.Havayollarında Aşırı Duyarlılık Nedir ?Hava yollarında aşırı duyarlılık normal bir insanın hava yollarının karşılaştığı zaman herhangibir kasılmaya yol açmayan sigara dumanı, parfüm, yemek ve bazı diğer kokulara karşı aşırıbir tepki vererek bronşların daralması halidir . Bu temas sonucu hastalarda öksürük krizi venefes darlığı ortaya çıkabilir.Astımın Belirtileri Nelerdir ?3 haftadan uzun süren öksürükGöğüste tıkanıklık hissidirNefes darlığı ataklar halinde gelmekte olup özellikle geceleri uykudan hastayı kaldırmasıtipiktir. Ataklar arasında hastanın genelde nefes darlığı yakınması yoktur. Hastaların birkısmında nefes darlığı sürekli bir hal alabilir ve hastanın yaşam kalitesini bozarak sürekligeceleri uykudan uyandırmaya, iş gücü kaybına, acile başvuralara, hastaneye yatmalara nedenolabilir. Astımlılarda mutlaka nefes darlığı olmak zorunda değildir. Öksürükle de seyredenastım formaları vardır. Özellikle geceleri gelen ve hastayı uykudan uyandıran öksürük, eforlagelen öksürük yakınmaları olduğunda astım olası bir tanı olarak akla gelmelidir.Astım Atağında Neler Olur ?Astım atağında genelde tetiği çeken bir faktör vardır. Altta yatan temel neden çoğu hastadaalerji olmakla beraber en sık olarak enfeksiyonları takiben hastalarda astım ataklarınarastlanır. Astım atağında havayollarında var olan iltihap daha da artarak hava yollarını iyicedaraltır. Havayollarında balgam üreten hücrelerin salgısı artar ve balgam tıkaçları oluşarakhava yollarını tıkar. Ayrıca hava yollarının etrafında var olan kas lifleri kasılarak var olanpatolojinin daha da artmasına ve hava yollarının daha da daralmasına neden olur.Astımın Nedeni Nedir ?Astım temelde genetik bir hastalıktır. Yakın aile çevresinde astım olan kişilerde astımgelişme olasılığı daha yüksektir. Aile yakınlarında astım olmadan da genetik bazıbozukluklara bağlı olarak astım gelişme olasılığı vardır. Ayrıca çevresel faktörlerde astımgelişiminde rol oynayabilir.Astım Tamamen Yok Edilebilirmi ?Astımı tamamen yok etmek mümkün olmayabilir ancak astımda tam kontrol mümkün olabilir. Özellikle düzenli takip, disiplinli ilaç kullanımı ve doktor tavsiyelerinin yerine getirilmesi ile astımın tam kontrolü mümkündür.Astımda Tam Kontrol Ne Demektir ?Astımda tam kontrol hastanın hiç bir nefes darlığı, öksürük, göğüste tıkanıklık hissinin olmaması, eforla nefes darlığının olmaması, gece nefes darlığı ile uyanmaması  , kurtarıcı ilaç kullanmaması, nefes darlığı nedeni ile acile başvurmaması, astım nedeniyle hastaneye yatmaması ve bunlar sağlanırken de ilaçların herhangi bir yan etkisi olmaması anlamına gelmektedir.Bu hastaların çoğunda ulaşılabilir bir hedeftir.Astımda Evde Takip Nasıl Yapılır ?Astımda evde takip hasta tarafından kolaylıkla yapılabilir. Hastanın hedefi tam kontrolü sağlamak olmalıdır. Bunun için hekimi tarafından önerilen ilaçları düzenli olarak kullanırken kendi durumunu sürekli değerlendirmelidir. Bu değerlendirmeleri objektif hale getirmek ve  kontrole gidince, iki kontrol arası sürede  durumunun nasıl olduğunun doktor tarafından anlaşılabilmesi için semptom skorları tutabilir. Değişik semptom skor formları mevcuttur. Hasta bir çizelge yaparak günlük olarak  semptom skorlarını basit olarak: 0=nefes darlığı yok 1=hafif nefes darlığı 2=orta derecede nefes darlığı 3= şiddetli nefes darlığı şeklinde bir kağıda yansıtabilir. Aynı çizelgeye kurtarıcı ilaç kullanımı olup olmadığı, gece nefe darlığı ile uyanma olup olmadığı gibi detaylar da eklenebilir. Ayrıca PEFmetre denilen asit bir cihazla evde solunum fonksiyonları hakkında kabaca fikir sahibi olunabilir. Hastanın yaş, boy cinsine göre normal değerler hekim tarafından saptanarak hastaya belli değerlerin altında kurtarıcı ilaç kullanması gerektiği belli değerler altına düşünce de  mutlaka doktoruna başvurması gerektiği söylenebilir.Astımda Hastanede Takip Nasıl Yapılır ?Astımlı hastada sık akciğer grafisi çekmeye gerek yoktur. Hastalığın ilk tesbitinde diğer hastalıkları ayırdetmek için bir sefere mahsus akciğer grafisi çekmek yeterlidir. İlk başlangıçta allerji deri testleri yapılabilir. Kan ve burun salgılarında alerji hücrelerinin sayısının artıp artmadığına bakılabilir. Hastaya   daha sonra solunum fonksiyon testleri yapılır . Solunum fonksiyon tetsleri imkân varsa her vizitte tekrarlanarak bazı parametrelerdeki değişimler izlenebilir. Solunum fonksiyon testlerinizde bir bozukluk varsa bronşları açacak bir ilaç  vererek 15-20 dakika sonra 2 . bir test yapıp bronşlardaki tıkanıklığın ilaca verdiği yanıt derecesi saptanabilir. Eğer solunum fonksiyonları normalse özellikle tanı safhasında  bronş kasıcı bazı maddeler uygulanarak bronş aşırı duyarlığını ölçen provokasyon testi denen bazı özel testler yapılabilir. Yazar: Dr. Pınar AKANMakale Tarihi: 25/04/2011 10/07/2019 13:51

Pratisyen Dr. Habib Altın

POLİKİSTİK OVER SENDROMU KİMLERDE GÖRÜLÜR?
7 187 538

POLİKİSTİK OVER SENDROMU KİMLERDE GÖRÜLÜR?

Polikistik over sendromunun (PKOS) tüm dünyada oldukça yaygın görülen bir hastalık olup yaklaşık olarak her 10 genç kadından birinde görülür.Hastalık sıklıkla geç ergenlik ve genç erişkin yaş dönemlerinde 18-25 yaş aralığında ortaya çıkmaktadır. Temelde bir yumurtalık hastalığı olmakla birlikte nedenlerinin karmaşıklığı ve etkilerinin vücudun birçok sisteminde görülebilmesi nedeniyle bir hastalıktan çok bir sendrom olarak adlandırılmaktadır.Polikistik over sendromu, tanımlanması oldukça eskilere dayanan bir hastalık olmasına rağmen; nedenleri, etkileri ve tedavisi alanında günümüzde en çok çalışma yapılan ve hala aydınlatılmaya muhtaç bilinmezlikler içeren tıbbın 'gizemli' hastalıklarından biri olmaya devam etmektedir. Genetik, ailesel yatkınlık, çevresel faktörler, etnik köken ve obezite gibi birçok faktör hastalığın ortaya çıkmasında rol alabilmektedir. Bunlar içerisinde genetik olarak yumurtalığın 'sıra dışı' davranış biçimi hastalığın ortaya çıkışında temel bir neden olarak görülmektedirAdet kanamaları gecikerek sıklıkla 35 günden daha uzun aralıklarla ve süresi öngörülemeyen bir gecikme ile gerçekleşmektedir.Yumurtalıkta görülen ana problem, aylık düzenli olması gereken yumurtlamanın tamamen ya da kısmi olarak gerçekleşmemesidir.Bu durumun sonucu olarak, aylık olması gereken rutin adet döngüsü gerçekleşmemekte ve adet kanamaları gecikerek sıklıkla 35 günden daha uzun aralıklarla ve süresi öngörülemeyen bir gecikme ile gerçekleşmektedir. Kronik yumurtlayamama probleminin klinik yansıması olarak, hastalar sıklıkla 'adet görmüyorum' ya da '2-3 ayda bir adet görüyorum' şeklinde bir ifade ile hekime başvurmaktadırlar. Yaygın görülen bir diğer klinik problem ise 'hirsutizm' olarak adlandırılan durum olup bu ifade, vücudun erkeklere özgü alanlarında ortaya çıkan ve erkeksi kıl yapısına sahip tüylenmenin belirgin bir şekilde kadınlarda görülmesini tanımlar. Hirsutizm, normalde kadınlarda düşük seviyelerde olan erkeklik hormonlarının, PKOS'nun neden olduğu bir dizi değişiklik neticesinde, daha fazla miktarda üretilmesi veya hormon seviyeleri normal seviyelerde olsa dahi artmış etkinliğinin bir yansıması olarak ortaya çıkmaktadır. Kadınlarda erkeklik hormonun etkisindeki bu artış 'androjenizm' olarak adlandırılan bir dizi değişikliğe neden olur ve hirsutizm bunlardan en sık görülenidir. Polikistik over sendromlu genç kadınlarda ikinci sıklıkta görülen androjenik belirti sivilce problemidir. Erkek tipi saç dökülmesi nadir olmakla birlikte kimi zaman bir diğer androgenik bulgu olarak karşımıza çıkabilmektedir. Polikistik over sendromlu genç kızlarda görülen artmış erkeklik hormon seviyelerini ana kaynağı yumurtalıklar olmakla birlikte, böbrek üstü bezleri ve vücuttaki yağ hücreleri de bu hormonların artışında rol alan diğer yapılardır.Polikisitik over sendromlu bireylerde yaygın olarak görülen problemlerden birinin de kilo fazlalığıdır. Olguların yaklaşık yarısında vücut ağırlığı ideal kilonunun üzerindedir. Vücuttaki yağ kütlesi ile hastalığın yaygın problemleri (adet düzensizliği, androjenizm) arasında direkt ve sıkı bir ilişki bulunmaktadır. Bu nedenle tedavide ana faktörlerden biri fazla kiloların, diyet ve egzersiz programları ile kontrol altına alınmasıdır. İnsülin hormonuna direnç (insülin rezistansı) veglukoz kan düzeylerinin yüksekliği (glikozin toleransı) PKOS'dasık görülen metabolik değişikliklerden olup bu durumların varlığı ilerleyen yaşlarda şeker hastalığı için önemli bir risk artışına neden olabilmektedir.PKOS ve kısırlıkÇocuk sahibi olamama probleminin de, PKOS'lu bireylerde görülen yumurtlama sorununun bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Kadına ait çocuk sahibi olamama (infertilite) nedenleri arasında PKOS ile ilişkili yumurtlama sorunları, azımsanamayacak oranlarda bir nedensel sıklığa sahip olup kimi zaman hastaların kliniklere esas başvuru nedeni olabilmektedir. Uzun süreli yumurtalık fonksiyon bozukluklarının neden olduğu hormonal düzensizlik, rahim iç duvarının estrojen hormonu ile uygunsuz ve kontrolsüz uyarımına neden olarak rahim iç duvarının kalınlaşmasına ve kimi zamanda bu alanda ortaya çıkan rahim kanserleri (endometrium kanseri) için az da olsa bir risk artışına neden olabilmektedir. İnsülin hormonu metabolizmasındaki değişikliklerin de bu riske katkı sağladığı bilinmektedir.Tedavide temel yaklaşım, yaşam stilinin bu sendromun hâlihazırda var olan etkilerini (adet düzensizliği, androjenizm, çocuk sahibi olamama)veya ileride ortaya çıkması muhtemel uzun dönem risklerinin (Diyabet, kalp-damar hastalıkları, kanser vs.) azaltılmasına yönelik düzenlenmesidir. Fazla kiloların veya yağ kütlesinin, düşük karbonhidratlı diyet ve egzersiz ile azaltılması esastır. Bozulmuş olan adet ritminin, doğum kontrol hapları ile düzenlenmesi yaygın olarak kullanılan farmakolojik (ilaç) tedavi stratejilerinden biridir. PKOS'da kullanılan doğum kontrol ilaçlarının temel özelliklerinden birisi içeriğindeki hormonların (progestin) anti-androjenik yani erkeklik hormonunun etkilerini engelleyen özellikte olmasıdır. Bu özellikteki doğum kontrol hapları, bozulmuş olan adet döngüsünü düzenlemenin yanında erkek tipi tüylenme, sivilce ve saç dökülmesi gibi problemleri de azalmakta veya tamamen ortadan kaldırabilmektedir. Çocuk sahibi olmak isteyen ve PKOS nedeniyle bu şansı yakalayamayan bireylerde temel tedavi seçenekleri, yumurtlamayı yeniden sağlayıcı ilaçların kullanıldığı bir dizi yardımcı üreme tekniğinin kullanımını kapsar.  YAZAR:Kadın Hastalıkları ve Doğum UzmanıProf. Dr. Korhan KAHRAMAN MİLLİYET GAZETESİ 05/07/2019 03:33

Pratisyen Dr. Habib Altın

AĞIZDAKİ TEHLİKE: 20 YAŞ DİŞLERİ
4 293 351

AĞIZDAKİ TEHLİKE: 20 YAŞ DİŞLERİ

Tamamen ağız içinde sürmüş olan ve okluzyon denilen kapanışa ve çiğnemeye katkıda bulunuyor ise 20 yaş dişlerini çekmeye gerek yoktur.Bazı kişilerde özellikle çene yapısının dar olmasından dolayı bu dişler sürmez. Ağız içinde hiç sürmemiş 20 yaş dişleri gömük, kısmen sürmüş dişlere yarı gömük olarak nitelendirilir. Herhangi bir sorun yaratmıyor ise gömük ve yarı gömük dişlerin çekilmesine gerek yoktur. Ancak özellikle yarı gömük dişler bazen komşu dişlerde çürümeye sebebiyet verebilir. Bazı durumlarda da etrafındaki dişetinde apse, ağrı, şişlik ve ağız açmada zorluk gibi istenmeyen durumlara neden olabilirler. Bu durumlarda hastalar diş hekimlerine müracaat etmelidirler. Bu tarz şikâyete neden olan yarı gömük 20 yaş dişleri genellikle antibiyotik tedavisinden sonra çekilirler. Gerekli antibiyotik kullanımından sonra şikâyetleri geçen hastalar tedavi olmadıkları takdirde belli bir süre sonra benzer şikâyetlerin tekrarlanacağı hastalar tarafından unutulmamalıdır.20 yaş dişlerinin çekimleri için toplumda her zaman bir cerrahi operasyon yapılacağı inancı olsa da; bu durum her zaman geçerli değildir. Sürmüş 20 yaş dişleri  eğer çeşitli nedenlerden dolayı çekilecek ise normal çekim ile genellikle tedavi edilirken, gömük ve yarı gömük 20 yaş dişleri için dikiş gerektiren cerrahi müdahaleler yapılmaktadır. Normal ve cerrahi diş çekimlerinde hastalar yarım saat tamponu çekim bölgesinde tutmalıdırlar. İşlem sonrası 2 saat boyunca herhangi bir gıda tüketimi yasaktır. Dikişli bir işlem uygulanmış ise ortalama bir hafta kadar dikiş, çekim bölgesinde tutulmalıdır. Hastalar ayrıca gerekli ilaç desteği için diş hekimlerine danışmalıdırlar. YAZAR: Dr. Umut ŞİMŞEK MİLLİYET GAZETESİ 05/07/2019 03:18

Pratisyen Dr. Habib Altın

Copyright ©2019 All rights reserved | This template is made with Media Minerva